[Gezi Indeksi] [Hartum] [Darfur Sorunu] [Dr. Ayhan Onur'un kitabından] [Nyala] [Kızılay Hastanesi] [Hastane] [Kokpitte bir Uçak Yolculuğu] [Hiçlikler Diyarı] [Sudan Foto Galerisi]

 

sdmenu.gif (328 bytes)   Kokpitte Bir Uçak Yolculuğu

 
 

 

1.10 2009: Hartum'dan Nyala'ya gidiş:

Uçağımız için saat 14 'de havaalanında olmamamızı söylemişlerdi, sonra 15 de olabilirsiniz dediler, daha sonra da 16.30 da karar kıldılar. (Bakınız: Sudan usulü randevu)))

Uçağa bindik. Görünüşte eski ama temiz bir Rus uçağı. Piste doğru ilerledik, tam pistin başına geldik doğal olarak durduk ama, o duruş bir saati geçti. Rus uçağının pilotları   klimaları çalıştırmadıklarından, kabinin içi oldu hamam gibi.. Dışarıda sıcaklık 50 derece, eh içerisi de 60 herhalde...Yolcular sinirlendi; kokpit'e yürümek istediler. 1 saat 15 dakika sonra nihayet havalanabildik. Ne bir açıklama var, ne de özür.... Kendi kendimize bu gecikmenin nedenini soruyoruz, ama aklımıza iç bir şey gelmiyor. Allah'tan dönüşte şaşırarak da olsa, sorunun cevabını aldım...


Rus uçağında ışık düğmeleri bizim basit masa lamba düğmeleriyle aynı..

Gelişteki Marsland uçağındaki eziyeti görünce, başka bir havayolu şirketi ile dönmek istedim. İyi ki de öyle yapmışım, SunAir'e bilet aldılar.

15.10.2009 Nyala' dan Hartum'a dönüş:

Her şey bana hediye edilen bir çakmağın havaalanı kontrolünde alınmak istemesiyle başladı... Havaalanı görevlisi güzelim çakmağıma el koymak isteyince:
"O zaman uçağın kabin görevlilerine verin, inişte alayım" diye öneride bulundum. Sudanlı görevli oldukça düzgün bir İngilizce ile:
"Hayır. Ben bunu kabin görevlilerine veremem, burada bırakmak zorundasınız." cevabını verdi. Sinirlendim tabii ve  pasaportumu göstererek:
"Bakın, ben doktorum ve Sudan halkına yardım etmek için buraya geldim, eğer bu şekilde zorluk çıkarırsanız bir daha gelmem (hoş zaten gitmeyeceğim) ve aynı zamanda arkadaşlarımın gelmemesi için de elimden geleni yaparım." Bunun üzerine aynı görevli: "Efendim, ben size çakmağınızı kabin görevlililerine vereyim dedim, siz kabul etmediniz!" demez mi? Afalladım... "Yahu ben bu kadar aptal mı görünüyorum? Yoksa İngilizcem mi çok kötü?" dedim kendi kendime.. Halbuki Sudan'a gelene kadar bu İngilizceyle herkesle anlaşmıştım.:))

Açıkçası, Sudanlı görevli çakmağımı hiç etmek istedi, biraz sert çıkınca 180 derece döndü. Aynı görevli uçağa binerken yanımda belirdi, kabin ekibinden kime verdiğini gösterdi ve gitti. Uçağa binince ne göreyim? SunAir' in uçağı Türk Şirketi Corendon' dan kiralanmıştı...  Işıl ışıl bir 737; kliması gayet iyi çalışıyor.. Tolga Ilgın adındaki pırıl pırıl kabin görevlisi yanıma geldi:
"Bunlar hep böyle yaparlar, merak etmeyin Ahmet Bey" diyerek beni avutmaya çalıştı. Hatta rahatlamam için Buissness Class'ta uçurdu. Tanrım, bir çakmak nelere kadirmiş :)

Havalandık; uçuyoruz ama, uçak bir türlü yükselmiyor, hep tarlaların üzerinde gidiyoruz. Daha doğrusu kıraç topraklarda geziniyoruz. Bu kadar alçak uçmamızın nedenini sordum:
"Al Fâshir havaalanına uğrayacağız. Yakın olduğu için de yükselmeye zamanımız kalmıyor."

Hakikaten de kısa süre sonra Al Fâshir havaalanına indik. Uçak yolcuları indikten sonra bir de baktım ki en az 20 mahkum elleri ve ayakları ikişer ikişer birbirine kelepçelenmiş polis görevlileri eşliğinde uçağın en arkasından gelmişler, aşağı iniyorlar: gencecik tutukluları görünce bir tuhaf oldu içim. Keşke bu kadar çok çocuk yapılmasa da, hepsi iş bulabilse de suç oranı artmasa, diye düşündüm ( kulakları çınlasın başbakanımızın..) Lakin, bi seyyah olarak çekilebilecek bundan etkileyici  bir fotoğraf olamazdı. Resimleri çektim, ama tam perona indikleri sırada yanlışlıkla flaşım patladı. Aslında Sudan'da resim çekmek yasak, yani şu ana kadar sizlere ulaştırdığım resimlerin hepsi ya izinle veya gizli çekilmiştir. Fakat, hele askeri havaalanında resim çekmek insan hapse götürebilirdi, hele mahkumları çekmek daha vahim sonuçlar doğurabilirdi. 
 

Aptal Ahmet, sen 15 gün Sudan'da durumu idare et, sonra tam dönerken ortalığı karıştır, hapislere düş! Az kaldı öyle oluyordu zaten. Bir kaç dakika sonra yanıma bir görevli geldi nazikçe "Burada çektiğiniz resimler hem sizin hem de bizim başımızı yakabilir." dedi. Allah'tan gelen görevli uçak şirketinin görevlisi idi, Polis değil. Doğal olarak, fotoğraf makinemin alınacağından korktum,  Makine önemli değil Hong Kong'a gider bir tane daha alırım, lakin hafızasındaki resimler giderse ben size bu görüntüleri nasıl sunabilirdim?
"Haklısınız; hemen gözünüzün önünde çektiğim son resimleri siliyorum" dedim, sildim. Allah' tan görevli davranışımı anlayışla karşıladı ve makinemde aşağıda göreceğiniz iki havaalanı resmi kaldı.


1- Her havaalanında görülen onlarca Birleşmiş Milletler uçaklarından biri
2-Uzakta, ta uzakta sucuların hiç dinmeyen çıngırakları.. ( pardon helikopterler )

Daha sonra Tolga Bey ile konuşurken bana şunları anlattı:
"Hartum'a giderken ve gelirken yolcuların durumuna göre dolmuş usulü, ya önce Al Fâshir' e uğruyoruz veya Nyala'ya iniyoruz. Bazen de uğramadan direkt gidiyoruz." Yani burada düzensizlik ve son anda karar olağan bir şey...

Al Fâshir havaalanından kalkmadan önce Tolga Bey bir jest daha yaptı bana:
"Lütfen kokpite buyurun: Kaptan Pilotumuz Zeki Bey, Al Fâshir - Hartum uçuşu için sizi kokpitte davet ediyor."

Daha önce bir kaç kez kokpitte inişe tanık olmuştum. Hatta bir kez Air France Jumbo jetinin üst katında grubumla "şampanya partisi" bile yapmıştım ( yanlış anlaşılmasın: yalnız şampanya içtik.. o kadar..)) . Ama bu sefer, ilk defa  kalkıştan inişe kadar tüm uçuşu kokpitte yaşayacaktım. "Memnuniyetle" dedim ve kokpitte kaptan pilotun arkasındaki yerime oturdum.

Corendon' un tüm ekibi gibi, kaptan pilot Zeki Bey' de çok nazikti. Kalkışı gerçekleştirdikten sonra zamanın nasıl geçtiğini anlamadan yolculuğumuz devam etti. Rahmetli babam Muzaffer Girgin THY'de teknisyen olduğu için uçaklar hakkında az çok bir bilgim vardı.  Belki de, ilk defa uçakla tanışan birinin sorduğu basit soruları sormadığımdan, Zeki Bey zevkle bana açıklamalarını sürdürdü. Bu açıklamaların  en ilgincini sizinle paylaşmak istiyorum. Böylece Hartum' dan kalkışımız sırasında neden uzun süre beklediğimizi sizler de öğrenmiş olacaksınız:

"Ahmet bey, ne yazık ki Hartum havaalanının radarı yok! Onun için her uçak yalnız kendi radarına güvenerek havaalanına inebiliyor. Havaalanının radarı olmadığı için de, kalkacak uçaklar mutlaka inecek uçakları beklemek zorundalar. Lakin genelde Sudanlı pilotlar iniş sıralarını öne çekebilmek için kuleye, uçaklarının havaalanına çok yakın olduğunu yalanını söylüyorlar.  Kule de -eli mecbur- onların inişini bekliyor. Böylece havalanacak uçakların -kalkmak için pist ucuna geldikleri halde- 1 hatta 2 saat bekledikleri oluyor. "

Düşünebiliyor musunuz 26 eyaletin başkenti olan şehrin havaalanında radar yok. ADS, ILS, TCAS gibi ileri iniş teknolojilerinden bahsetmiyorum, bildiğimiz vapurlarda, uçaklarda olan basit radar sistemi Hartum havaalanında mevcut değil! Yani her kaptan pilot "ya nasip" deyip iniyor...


Kaptan Pilot Zeki Bey ve hanım 2. Pilot

Hartum' dan geç kalkmamızın nedenini öğrendim ama, bu sefer de beni bir ürperti sardı. Zira saat 21.00 olmuş, hava kararmıştı. Burada tek güvencemiz Zeki Bey'in tecrübesi ve tek dileğimiz Hartum ışıklarının kesilmemesiydi. Çünkü Hartum' da da sık sık elektrik kesintisi oluyor. Allahtan elektrikler kesilmedi, Zeki Bey'de çok güzel bir şekilde bizi Hartum'a indirdi... 

Hartum' dan İstanbul'a dönerken, THY'nin içinde kendimi daha bir mutlu ve güvende hissettim... Ta ki, bulaşıcı bir hastalığı vatanımıza taşımamamız nedeniyle tüm şahsi bilgilerimizi yetkililer isteyinceye kadar..

Neyse, artık İstanbul' dayız ve 3 hafta geçmesine rağmen hala sağlıklı yaşıyorum..)))

 Not: Küçük resimlerin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.


 

 


[Hartum] [Darfur Sorunu] [Dr. Ayhan Onur'un kitabından] [Nyala] [Kızılay Hastanesi] [Hastane] [Kokpitte bir Uçak Yolculuğu] [Hiçlikler Diyarı] [Sudan Foto Galerisi]
[Gezi Indeksi] [Üst Sayfa]