[Gezi Indeksi] [Ana Sayfa] [Seneler Önce Dünya Turu] [Madrid] [Cordoba] [Granada] [Sevilla] [Barselona] [Girona] [Dali] [Moskova Genel] [Amerika] [Çin] [Hong Kong] [Tayland Bangkok] [Singapur] [Endonezya] [Dubai] [Maldivler] [Paris 1] [Paris 2] [Nice] [Montpellier] [Nancy] [Floransa] [Sicilya] [Amsterdam] [Kopenhag] [Malmö] [Prag] [Mısır hakkında..] [Mısır izlenimleri] [Sharm El Sheikh] [Ürdün ve Amman] [Petra ve Ölü Deniz] [Brezilya] [Sudan] [Arabistan] [Adapazarı-Bolu]

 

sdmenu.gif (328 bytes)   Bir turistin kaleminden Mısır Günlüğü

 
 

 

Bir “müşteri” nin Mısır turu izlenimleri...
Benim turlarıma katılanların izlenimlerini hep merak etmişimdir, onun için hiçbir değişiklik yapmadan iletiyorum.

Hüsnü Ovacık

 

MISIR GEZİSİ (4 MART-11 MART 2001)

 4 MART PAZAR

Sabah İzmir Grubu olarak ben ,Osman ve Hayrettin ağabey İstanbul’a vardık .İstanbul’da Nergiz’ in katılımıyla kareyi tamamladık.

Saat 14.30 da Mısır Havayolları ile Kahire’ye hareket ettik ve 17:00 de Kahire hava limanına vardık.

Selam Mısır,selam Kahire,selam bürokrasi,selam keşmekeş ve de selam Afrika’nın sıcak insanları.

Para bozduruyoruz. Bir Mısır Lirası 3.84 Amerikan Doları’na denk geliyor ve pound deniyor.. Dalgalı kurla bizim paramız ile ne ettiği meçhul. Vize havaalanında veriliyor. Rehberimiz İbrahim Çiğdem ve de Mısırlı Rehberimiz Eşref, oranın usulüne uygun Gümrükleme ile bizi otobüse ulaştırıyor.

Otelimiz 1869 yılında Süveyş Kanalı’nın açılışı nedeniyle İmparatoriçe Eugénie’yi misafir etmek üzere Mısır Hidiv’ i İsmail tarafından Gezire Sarayı olarak inşa edilmiş. Alman mimar Julius Franz tarafından tasarlanmış , Paris ve Berlin’den ithal malzemelerle döneminin lüks binaları arasında sayılmış. 1879’da Gezire Palace Oteli olmuş.1919’da Prens Habib Lutfullah tarafından satın alınarak özel konut olarak kullanılmış.1970 yılında Marriott Otel grubu tarafından alınarak binanı her iki yanına yirmişer katlı iki blok yapılarak 1982 yılında Kahire Marriott Oteli olarak hizmete açılmış. Manzara çok hoş. Nil Nehri nazlı nazlı akıyor.

Kahire’de Nil üzerinde altı adet ada var. Bizde bu adalardan biri üzerindeyiz. Adalar dokuz adet köprü ile birbirine bağlanıyor. Nil kıyısında akşam yemeği yiyoruz. Yemekten sonra bir grup otobüs yerine yürüyerek otele dönüyoruz. Bizim grup, Nil kıyısında gece yarısına kadar süren bu yürüyüşle sekiz kişi oluyor. Dört kişilik grubumuz Tuba, Evşen ve Fevzi-Ayten çiftinin katılımı ile sekiz kişi oluyor.

 5 MART 2001 PAZARTESİ

Sabah kahvaltıdan sonra Kahire Milli Müzesi’ne gidiyoruz. Rozetta taşını görüyoruz. Sert granitten siyah renkli bir taş. Müzenin içi Firavunların kabul günü gibi .Müzenin gözdesi Tuthankamon hazinelerini seyrediyoruz. Bildiğimiz katlanır yatağın, açılır kapanır yelpazelerin karşısında şaşırıyoruz. O devrin teknolojisine,o devrin insanlarının buluşçuluğuna hayran kalıyoruz. Mumyalar bölümü önünde kuyruk var. O kadar vakit yok.

Mumyalama çok enteresan bir teknik gerektiriyor. Kanca yardımıyla ölünün beyni burnundan çıkarılıyor. Beyin işe yaramaz organ. Daha sonra yürek, ciğer, böbrek ve diğer iç organlar dört ayrı granit kavanoza konuluyor. Vücuttaki kan akıtılıyor. Ceset bugün için muamma bir kimyasal ile sıvanıyor. Ve keten bezine sarılıyor. Mumyalama yetmiş dört gün sürüyor. Bu arada tütsüleme ayin tarzı törenler sürüp gidiyor. Daha sonra mumyalanan beden üç adet beden ölçüsünde tabuta iç içe konuyor. Üzerine de kişinin yüzü resmedilmiş mask geçiriliyor ve iç içe dört adet lahde yerleştiriliyor. Ölüm bir çeşit yolculuk. Yapılan törenlerde yolcu uğurlar gibi.

Müzenin diğer kısımlarına göz atıp beş bin yıl öncesine muhteşem bir yolculuk yapacağımızı anlıyoruz. Rehberimiz sayesinde tanrılarla, firavunlarla tanışmaya başladık. En çokta neşenin ve kahkahanın komik tanrısı Bes’i sevdik.

Papirüs mağazasına giriyoruz. Aşağı Mısır’ın -ki burada Nil’in akış yönüne göre aşağı-yukarı deniyor. Yani güney yukarı, kuzey aşağı oluyor- simgesi papirüs bitkisi ile tanışıyoruz. Yukarı Mısır’ın sembol bitkisinin de Lotus çiçeği olduğunu daha sonra öğreneceğiz.

Papirus yeşil renkli bir bitki. Gövdesi odunsu. Gövdesindeki yeşil kabuk soyuluyor. Bu kabuklardan sandal yapılıyor, karyola gibi çeşitli eşyalar yapılıyor. Kabuğun altındaki beyaz gövde bir cm kalınlığında doğranıyor. Altı gün su içinde bekletiliyor. Elle sıvama usulü suyu sıkılıyor,daha sonra iki pamuklu kumaş arasına en ve boy olarak sıralanıyor ve altı gün pres altında kalıyor. Preslenen papirüsler yazıya baskıya hazır kağıt haline geliyor. Koyu renklisi daha kıymetli. Bu arada ucuz fiyata muz kabuğundan yapılma papirüs benzeri kağıtlarda bol miktarda satılıyormuş. Daha sonra bunun öyle olduğunu müze ören yeri çarşı Pazar yerlerinde gördük.

Öğlen yemeği için Haviar Restoran’a gidiyoruz. Kapıda dümbelek-ki burada tabla deniyor- ve buraya özgü saz eşliğinde Mısır vurmalı ve yaylı çalgılar grubu tarafından karşılanıyoruz.

Yemekten sonra Gizza Bölgesi’nde ki Piramitleri gören bir tepeye gidiyoruz. Giza Piramitleri diye adlandırılan ilkokuldan beri adlarını ezberlediğimiz muhteşem üçlü Keops, Kefren ve Mikerinos’un panoramik görüntüsü karşımızda. Günümüzde bir duvarı şakülünde, gönyesinde zar zor yapan insanoğlu hangi ince hesap ve hangi teknoloji ile yaptı bunları acaba. Piramitlerde kullanılan taşların toplamı İngiltere’de bugüne kadar yapılan tüm kiliselerde kullanılan taş miktarından fazla. Piramitler’ in en büyüğü Keops 230 X 230 metrelik bir alana oturuyor. Yüksekliği 146 metre.Yapımı yirmi yıl sürmüş ve altı milyon ton taş kullanılmış. Piramitlerin en küçüğü Mikerinos’ un içine giriyoruz. Dar bir galeriden aşağı doğru iniyoruz. Mezar odası denen yeri görüp çıkıyoruz. Piramitlerin yüzeyleri kaymak taşından kaplı ve düz yüzeymiş. Hatta üzerinde hiyeroglif yazılar varmış. Bugün ise taş blokların basamak basamak üst üste konduğunu görüyoruz. Mikerinos’ un yüzeyinde bir oyuk göze çarpıyor. Zamanında Harun Reşit de içeri girmek için yol aramış, asit dökerek delmeye çalışmış, ama yüzeyi oymaktan öte bir şey yapamamış.

Günümüze kadar toplam doksan altı piramit bulunmuş. Piramitler milattan önce 2705 ile 1550 yılları arasında yapılmış.

Piramitlerin önünde duran insan başlı – Firavun Khafre’nin başı - aslan vücutlu Sfenks’in yanına gidiyoruz. Resimlerini gördüğümüz dev yapının yanında olmak çok heyecan verici. Sfenksin boyu 57, yüksekliği 20 metreymiş. Sfenks’in gözleri Sirus gezegenine doğru bakıyormuş. Eski Mısırlı’ lar astronomi’ de matematik’ de mühendislikte, tıp’da çok ilerilermiş. Dört işlemin haricinde beşinci işlemi de biliyorlarmış, ama bu beşinci işlemin ne olduğu bugün için bir muamma. Sfenks’i Memluklular atış poligonu gibi kullanmışlar (Talibanlar her devirde var). UNESCO’nun yardımı ile son sekiz yılda restore edilmiş. Bugün hala burnu yok.

Akşamüstü Kahire’nin ünlü Han El Halil Çarşısına gidiyoruz. Çarşı’ nın girişinde ki Hz Ali’nin oğlu Hüseyin adına yapılmış El Hüseyin Cami’ ine giriyoruz. Kadın erkek yan yana saf tutmuş olarak namaz kılıyorlar.

Çarşı çok renkli ve oryantal. Bizim mısır çarşısı gibi. Pazarlık inanılmaz. Yüzden başlayan fiyat yirmilere düşebiliyor. Almamak için düşük fiyat versen bile mal üstüne kalıyor. Çok eğlenceli ve keyifli bir yer.

Parfüm şişeleri çok hoşuma gidiyor. Nergiz’ le gözlerimize sürme çektiriyoruz. Dükkanın sahibi Şerif bin deveden kapı açıyor ve on milyon deveye kadar çıkıyor. Kabul etsem Mısır’da gelin olarak kalacağım. Şerif otuz iki yaşında. Peygamber’ de kendinden büyük hanımla evlenmiş neden olmasın diye beni iknaa çalışıyor. Gezi neşeli geçecek .

Akşam Nil’ in üzerinde El Saray’a restoran’ da yemek yiyoruz. Gemide içki yok. Osman bir koşu otele gidip rakı getiriyor. Kendi içkimize elli pound ödüyoruz.

 6 MART SALI

Sabah kahvaltıdan sonra Memfis Müzesine gidiyoruz. Müzedeki bacakları kırık granitten yapılma dev Ramses II heykelini görüyoruz. Bu dev heykel su kanalı açılırken tesadüfen bulunmuş ağırlığı iki yüz ton kadarmış. Açık havada sergilenen Alabaster taşından yapılmış Ramses II, Ramses III heykelleri ve Memfis sfenksi önünde resim çekiyoruz.

Memfis’ ten sonra Sakkara’ ya gidiyoruz. Sakkara tanrı Sakor’un himayesinde Nekropolis. Önce Mastaba olarak adlandırılan yer altı mezarlarına gidiyoruz. Bunlardan biri bugün için VIP olarak tanımlanan firavunun yakını ve devlette önemli görev alan Titi’ ye ait. Duvarlarda hiyeroglifler ve mezar odasında granit lahit var. Tavanda yıldız rölyefler. Titi’ nin mastabasına girmek için sıra beklerken kapıdaki görevli Nergiz’ e talip oluyor.

Bir sonraki Mastaba Mereruka’ ya ait. Otuz bir odalı bir mezar. Duvarlarda ki rölyefler muhteşem. Sanki resimli tarih gibi. Hayran hayran odalarda dolaşıyoruz. Duvarlardaki figürler bize sanki mezarda değil de sanki o devrin Ticaret Odasındaymışız hissini veriyor.

Basamaklı piramide geliyoruz. Basamaklı piramit Firavun Zoser adına yapılmış anıt mezar.

Halıcı dükkanına gidiliyor. Deve tüyünden yapılmış iki taraflı halıların tezgahlarını geziyoruz. Genelde çocuklar çalışıyor. Parmakları ince olduğu için dokumada daha başarılıymışlar.

Yemekten sonra Dr Ragıp ve oğlu tarafından işletilen Firavunlar Adasına gidiyoruz. Dr. Ragıp devletten adayı kiralamış ve kredi almış. Tekneyle geziliyor. Gezi parkuru üzerinde firavun heykelleri ve firavunlar devrindeki günlük yaşamı anlatan sahneler var. Bir bölümde ekim biçim yapılırken yanındaki bölümde papirüs tekne imal ediliyor. Onun yanında kerpiç duvar yapılıyor, taş işçileri çalışıyor, kadınlar halı dokuyor,bir diğer bölümde mumyalama yapılıyor. Tutankhamon’ un mezarı ve hazineleri canlandırılmış. Çok hoş ve eğlenceli vakit geçiriyoruz. Birde küçük çapta müze var. İskender ve Roma devrine ait belgeler ile İskenderiye feneri ve İskenderiye Kütüphanesinin maketleri var.

Akşam yemekte Ömer Hayyam şarabı içiyoruz. Bayağı güzel Mısır şarabı. Yemekten sonra Osman’ s Grup TV kulesine çıkıyoruz. Kahire’yi döner gazinodan seyrediyoruz. Manzara görmeye değer. Genç bir mısırlı fal bakmak istiyor. Firavunlar dönemine ait falmiş. Adını doğum tarihini ve sevdiğin rengi söylüyorsun, bilgisayardan papirus üzerine (tabii ki muzdan yapılanı) basıp getiriyor.
Kuleden otele fayton ile gidiyoruz. On kişi bir faytona nasıl sığdık ama.

7 MART ÇARŞAMBA

Sabah havaalanına gidiyor Luxor aktarmalı olarak Aswan’ a varıyoruz. Mısır Havayolları’ nda ikram edilen kurabiyeleri daha önce hiç yememiştik. O kadar lezzetli ki tadı damağımızda kalıyor.

Aswan’ da barajı geziyoruz. Yapımına Nasır döneminde başlanmış ve yapımı yirmi yıl sürmüş. Sovyetler yardım etmiş. Bu nedenle Sovyet Mısır Kardeşliği adına anıt bile yapmışlar.

Aswan Barajı yapılırken Ebu Simbel’de bulunan iki adet Ramses II Tapınağı sular altında kalacakmış. Sudan ve Mısır hükümetleri uluslar arası yardım fonu ile bu iki tapınağı güvenli bölgeye taşımışlar. Bizim Zeugma’nın başına gelen Ebu Simbel’inde başına gelmiş. Ebu Simbel anlaşılan daha şanslıymış. Bu arada Nil’d e timsahları yukarı Mısır’a taşımışlar. Barajın aşağısında hiç timsah yokmuş.
1957 yılında ölen Ağa Han’ın mezarı da bu bölgede. Dürbünle bakıyoruz.

Bitmemiş Obeliks’ e gidiyoruz. Yarım kalmış pembe granitten dikili taş öyle boylu boyunca duruyor. Bitseymiş en büyük dikilitaş olacakmış.

Aswan’da gemiye biniyoruz. Nehirde Felluka denilen yelkenliler geziniyor. Manzara muhteşem. Philae adasındaki İsis Tapınağına uzaktan göz atıyoruz. Güneş batarken hurma ağaçları Nil’ in o nazlı akışı hepimizi sarıp sarmalıyor.

Gemiyle gece ışıklandırılmış Com ombo Tapınağı’na varıyoruz. Gemiler yan yana demirlediği için üç gemi varsa sen sonuncuysan diğerlerinin içinden geçip karaya çıkıyorsun. Gemiler İskandinav yapımı ve de dört katlı ve de oldukça lüks.

Com ombo Tapınağı Tıp fakültesi olarak hizmet vermiş. Duvarlarda ki rölyeflerde gösterilen tıp aletleri günümüzde kullanılanlarla aynıymış. Turda bulunan doktorlarda bunu teyit ettiler.

Gemiye döndüğümüzde bizden sonra karaya çıkan Fransız Grubun iskele kırıldığı için denize döküldüğünü öğreniyoruz. Denizden adam toplamışlar. Hep bizde olacak değil ya Mısır’da da oluyor böyle şeyler.

Gece geminin diskosunda pisti kimselere bırakmıyoruz.

 8 MART PERŞEMBE

Sabah 6:30 da uyanıp Edfu tapınağını görmeye gidiyoruz. Tapınağın hikayesi çok dokunaklı. Horus şeytan tarafından öldürülür. Karısı İsis Tanrı Ra’ dan kocasından çocuk sahibi olabilmek için bir geceliğine kocasını geri ister. Tanrı Ra dileği kabul eder. Horus bir gece için gelir ve sonra kötülük tanrısı Set’in büyüsü ile on dört parçaya ayrılır. Çocuk doğar ve İsis kocası Horus adına bu tapınağı yaptırır. Tapınak aynı zaman da çocuğu olmayan kadınlar için umut kapısı olur. O zaman için aynı zamanda doğumevi işlevi görür.

Gemiye dönüyoruz. Gemi Esna’ ya doğru yol alırken kızlar grubu harmandalı çalışıyoruz. Video kamerayı kapan cemi cümle kayıda başlıyor. Nil boyunca daha önce Dr. Ragıp ‘da canlandırma olarak gördüğümüz sahnelerin canlısı resmi geçit yapıyor. Rüyada gibiyiz. Esna’da karaya çıkıp faytonla şehir turu yapıyoruz. Küçük bir kasaba çarşısında ne görülecekse görüyoruz. Sebiller dikkatimizi çekiyor. Bildiğimiz ağzı kapalı kazanlar yanlarında maşrapaları. Hayrına birileri gelip su dolduruyor, gelen geçen içiyor.

Gemi demir alıp Esna Barajına varıyoruz. Esna’ da daha önce çağlayan varmış. Çağlayan’ ın olduğu yere baraj yapılmış. Asansör tabir edilen havuza giriyoruz. Havuzun suyu boşalıyor ve biz yedi sekiz metre aşağı inerek havuzdan çıkıp yolumuza devam ediyoruz. Barajı Bulgarlar yapmış. Gece Luxor’ a varıyoruz.

Akşam Galabaya denilen Mısır gecesi yapılacakmış. Herkes kıyafet Balosuna hazırlanmış. Biz geç kaldık. Tuba ile gemideki tek mağazayı açtırıyor kıyafetleri kiralıyoruz. Gece başlayıp bitene kadar bizim grup pistten inmiyoruz. Jamaikalı Fransız, İtalyan Gruplar bize el çırpmakla yetiniyorlar.

9 MART CUMA

Tanrı Amon’ a adanmış Karnak tapınağına gidiyoruz. Bugüne kadar gördüklerimiz hiçbir şeymiş. Karnak tapınağı Luxor Tapınağından üç kilometre uzakta-. Birbirine sağlı sollu sfenkslerin sıralandığı yolla bağlıymış. Bugün sadece birkaçı kalmış.

Tapınaklarda ki klasik sistem burada da var. Bizim anıtkabirde gördüğümüz aslanlı yol gibi burada da koç başlı heykeller ile tapınağa varılıyor. Tapınak kapısında iki adet pilon var. Yani kule kapı denilen yapılar. Ve kule kapı önünde sağlı sollu dev heykeller. Duvarlarda da rölyefler.

Bir rivayete göre duvarlar yapıldıkça arkalı önlü kumla dolduruluyor, resimler yapıldıkça da kumlar boşaltılarak aşağı iniliyor. İyi de bu Mısırın ustaları rölyef yaparken hiç mi hata yapmıyorlar. Hata yapınca taşı değiştirmek mümkün değil. Bence taşları markalayıp önceden rölyefleyip buraya getirdiler. Olamaz mı Mısır demek hayal dünyasını zorlamak demek yoksa dağ tepe taş. Görsen de olur görmesen de. İçeri giriyoruz. Yüz kırk dört adet dev kolonların olduğu hipostal ile karşılaşıyoruz. Her birinin çevresi üç adam el ele verilerek çevreleniyor. Yükseklikleri yirmi üç metre. Araları da üçer metre ve de üzerleri silme işleme. Renkli yapılmış, renkler günümüze kadar soluk da olsa gelmiş. Çatı yapmak için bu kadar sık ve büyük kolonu neden yapmışlar ki. Belki de üzerinde kırk katlı iş merkezi vardı. Ne bileyim belki de ahşaptı çürüdü gitti, ayakları kaldı yadigar.
Yatık obeliskin yanından geçerek su kenarına varıyoruz. Bildiğimiz gölet. Rahipler abdest alıyorlarmış. Rölyeflerden anlaşıldığı üzere bizim bildiğimiz abdest almaya çok benzer hareketlerle bu işi yapıyorlarmış. Gölün kenarında dilek taşı var, dilek tutarak etrafında üç kere dönüyoruz.

Karnak’ da kazı çalışmaları hala devam ediyor. Aslında tüm Mısır delik deşik ediliyor. Her gün yeni bir yapı ortaya çıkarılıyor.

Karnak Tapınağı aynı zamanda Üniversite olarak hizmet görmüş. Duvarların birinde Kadeş Savaşı ve Kadeş antlaşmasını gösterir hiyeroglifleri görüyoruz. Duvarlardaki metinlerde Ramses II’ nin Kadeş ‘de zafer kazandığı anlatılıyormuş. Firavun usulü beyaz yalan başka nasıl olabilirdi ki.

Karnak’dan sonra Luxor Tapınağına gidiyoruz. Tapınak içinde cami var. Tapınağın son bölümün dış duvarında Hırıstiyanlıkla ilgili freskler var. Son bölümde ise Büyük İskender’in Şapeli var. Kaç medeniyet bir arada aynı tapınakta. Sanki zaman Tünelinde gibiyiz.

Öğleden sonra faytonla Luxor çarşısına gidiyoruz. Şeker kamışı suyu içiyoruz. Mısır usulü pazarlık bizi çok eğlendiriyor. Öylesine garip pazarlık sistemi var ki söylediğin fiyat üstüne kalıyor. Adam yüz diyor,almamak için on diyorsun,bakıyorsun adam peşinden gelmiş peki ona al diyor.

Akşam Karnak’ da ışık ve ses gösterisi yapılıyor. BBC İngilizce'si ile radyo tiyatrosu gibi gösteri. Geceleyin Tapınak ışıklar altında muhteşem. Nasıl desem büyü gibi. Mısır beni çok etkiledi. Ben de eski Mısırlılar gibi ölümü “Beginning of Behind” olarak görmeye başladım. Papirüs üzerindeki “Hesap Günü” nden çok etkilendim. Öldükten sonra kalbin tüy ile tartılması, cennete gitmek için yüreğin tüyden daha hafif olması çok anlamlı geldi.

Gece geminin güvertesinde gökyüzüne bakarken yer ve göğün birleştiği hissine kapıldım. Eski Mısır’ın ortaya çıkarılmasında adı en çok geçen Fransız arkeolog Jean François Champollion’un “Gizemin tek bir adı vardır o da Mısır’dır” dediğini içimden tekrar edip durdum.

 
10 MART CUMARTESİ

Sabah gemiyi terk ediyoruz. Otobüsler gelmiyor. Yedi bin otobüs hacca gittiği için otobüs sıkıntısı varmış. Mısırlılar da sözlerine pek sadık olmadıkları için bir saat otobüs bekliyoruz. Nihayet otobüsler geliyor. Rehberler otobüs sürücülerini bir kaşık suda boğacaklar.

Teb civarında Nil ile Krallar vadisi arasında ki yol üzerindeki Memnon Kolonlarını görüyoruz. Yirmi metre yüksekliğindeki dev heykellerin arkasında Amon - Ofis III tapınağı varmış. Günümüze bu iki heykel gelebilmiş. Bu heykeller bulunmadan önce civardaki köylüler buradan çocuk ağlaması sesi duymuşlar. Onun için ağlayan çocuk adı verilmiş buraya. Bizim Manisa’ lı Niobe’yi çağrıştırdı.

Krallar Vadisi’ne varıyoruz. Küçük trenler ile vadiye taşınıyoruz. Bir biletle üç mezar gezilebiliyor. Tutankhamon için ayrı bilet gerekiyor. Dayanamayıp ona da bilet alıyorum. Rehberin önerisi üzerine önce 20. hanedana mensup Ramses IV’e giriyoruz. MÖ 1100’lere denk geliyor. Kapı girişinden itibaren rölyefler başlıyor. Gün yüzü görmedikleri için renkler olduğu gibi günümüze kadar gelmiş. Rölyefler muhteşem. Duvarlar resimli tarih kitabı gibi. Her yerde hayat anahtarı denile Ank’ ı, doğuşun müjdecisi olan scraba dedikleri bildiğimiz bok böceğini görmeye alıştık artık. On iki ayrı bölümden sonra lahit bölümüne varılıyor. Lahit yaklaşık yirmi ton ağırlığında granit.

Ramses VI nın lahit odası tavanı sarı lacivert halı gibi. Gökyüzünü anlatıyor. Ağzımız açık kalıyor.

Amenophis II daha derin bir galeri ile iniliyor. Lahit odasına balkon gibi platform yapılmış oradan bakılıyor. Kolonlardaki rölyeflerde cam korumaya alınmış.

Galeriler havalandırma tesisatı döşenmiş. Nefes alırken zorlanmıyorsun. Bence havalandırma olmasa bile oksijen tüpü takıp galerilere girilir. Böylesine renkli bir dünya kaçırılmaz.

Tuthankamon’ un mezarında benden başka kimse yoktu. Aswan granitinden yapılma lahit ve on iki kilo gram ağırlığındaki üçüncü altın tabut öylece duruyordu. Diğer iki tabutun birini Kahire Müzesinde görmüştük, ikincisi de Paris’teymiş. Duvarda on iki adet maymun figürü var. Her bir maymun bir ayı temsil ediyormuş.

Krallar vadisi Nil’in batısında bir yer güneşin batışı ile ölüm birbiriyle örtüşüyor. Krallar vadisinde Ramses II’ nin mezarı da var. Ama kazılar hala devam ediyor. Bugün ziyarete açık olan bir mezar ertesi günü çalışmalar nedeniyle kapanabiliyor. Bu arada yer altı mezarından ayrı, Ramses II için vadi dışında da mezar yapılmış. Bir çeşit anıt mezar. Hani gelen geçen dua okusun diye.

Krallar vadisinden başka Kraliçeler Vadisi var, Asiller Vadisi var, İşçiler Vadisi var. Hepsini gezmeye gün yetmez.

Krallar vadisinde çalışmış arkeolog Thomas Howard’ ın günlük tuttuğu tepedeki evi geride bırakarak Alabaster taşının işlendiği atölyeye giriyoruz.

Alabaster taşı çeşitli renklerde. Yeşil, kahverengi ve krem renkleri var, Işığa tuttuğunda şeffaf olduğunu görüyorsun. Siyah granit heykeller var. Çarşı pazarda granit diye satılanların alçı olduğunu anlıyoruz.

Deir El-Bahari ‘de bulunan Firavuniçe Hatshepsut tapınağına varıyoruz. Güneş tüm haşmeti ile yakıyor. Sıcak bir yandan zaman azlığı bir yandan bu kayalara oyulan üç katlı tapınağın uzaktan resmini çekiyoruz. Görüntü bizim Anıt-Kabir' e benziyor. Buranın bir de kötü şöhreti var. 17 Kasım 1997’de Tapınağın etrafındaki tepelerden turistlere ateş açılmış ve de elli altı Japon Turist hayatını kaybetmiş. Tepelerin üzerinde bol miktarda asker vardı. Mısır bir daha böyle olay olmayacak diye dünyaya güvence vermiş ama terör bu nereden vuracağı belli olmaz.

Rölyef derinliğinin yirmi santimleri bulduğu Medinet Habu tapınağına giriyoruz. Renkler günümüze kadar gelmiş. Devasa şekillerin bir de renkli olması insanın gözünü gönlünü açıyor.

Nil’in kıyısında Anubis restoran da yiyoruz. Anubis ölülerin koruyucusu çakal tanrı. Yemekten sonra İsis otele yerleşiyor ve felluka denilen yelkenliler ile nehir turu yapıyoruz. Nil’ de güneşin batışını seyretmeye doyamıyoruz. Geziden sonra kendimizi çarşıya atıyoruz. Luxor’ un bizim Kemeraltı’ na benzeyen çarşısında akşamı ediyoruz.

Gece otelde veda partisi veriyoruz. Hurma ağaçları, dolunay, Nil, Firavunlar, Tanrılar, dostlar dün, bugün, yarın hepsi birbirine girdi.

 11 MART PAZAR

Luksor Havaalanı’ndan Kahire’ye uçuyoruz. Pencereden çölü seyrediyoruz. Kahire havalimanında grup hatıra fotoğrafı çektiriyor. Amr Diab’ın kasedini alıyoruz. Gezi boyu duyar duymaz oynamaya başladığımız oynak müziği yanımızda götüreceğiz. Nergiz Kahire’de kaldı. Okul arkadaşında bir hafta daha kalacak.

Biz de grup olarak İstanbul’da birbirimizden ayrılamadık. Osman Grup olarak Bakırköy’de Hasan’ın yerine gittik. Arabada getirdiğimiz kaseti çalarak Mısır havasını devam ettirdik. İzmir uçağı kalkana kadar balık yedik şakalaştık. Derken İzmir grubu olarak İstanbul’ luları arkamızda bırakarak İzmir’e yollandık.

 

 

 


[Ana Sayfa] [Seneler Önce Dünya Turu] [Madrid] [Cordoba] [Granada] [Sevilla] [Barselona] [Girona] [Dali] [Moskova Genel] [Amerika] [Çin] [Hong Kong] [Tayland Bangkok] [Singapur] [Endonezya] [Dubai] [Maldivler] [Paris 1] [Paris 2] [Nice] [Montpellier] [Nancy] [Floransa] [Sicilya] [Amsterdam] [Kopenhag] [Malmö] [Prag] [Mısır hakkında..] [Mısır izlenimleri] [Sharm El Sheikh] [Ürdün ve Amman] [Petra ve Ölü Deniz] [Brezilya] [Sudan] [Arabistan] [Adapazarı-Bolu]
[Gezi Indeksi]