[ Anasayfa ]
Yazilar Indeksi ] Gönül Öğretmenim ] Ölüler Kültü ] Osiris Gizemleri ] Türkçe’mizi  katledişimiz üzerine.. ] [ Kuran Tercüme Edilebilir mi? ] İslam Üzerine ] Sure İsimleri ] Recm ] Yasin Suresi ] Kurban ] Sayılar ] 3M ] Anzak Törenleri ] Gelibolu Gezisi ] Arabalara göre Şoför Karakterleri ] Kadın Mantığı ] İnternet Tehlikelerinden.. ] Femme Fatale ] Pırlanta... ] 2 şarkının anımsattıkları... ] Sevenin gözü kör mü oluyor acep? ] Var mısın ? ] Bir şehiriçi Otobüs Yolculuğu ] Kültürlü Olmak... ] Kültürlü Olmak: Santral İstanbul ] Pierre Loti Üzerine ] Bizantion' dan İstanbul' a ] İstanbul 1910-2010 ] Kültürlü Olmak... ] Rehberlik Anıları 1 ] Rehberlik Anıları 2 ] Rehberlik Anıları 3 ] Rehberlik Anıları 4 ] Rehberlik Anıları 5 ] Doktor Anıları 1 ] Pazarcılar ] Eşitlik ] Su Ateş Toprak ] Sütunlar ] Hygia ] Dünyanın Yeni 7 Harikası ] Ayasofya ] Süleymaniye ] SultanAhmet ] Saraylar ] GS Lisesinden de Karaktersizler çıkar ]

 

 

sdmenu.gif (328 bytes) Kuran tercüme edilebilir mi?

 


 

Kur'an'ın tercümesi yapılamaz; ama mealinin yapılabilmesi için de o kadar çok açıklama gerekir ki ilk anda okuyanların kafası çok karışır... Yine de yapılması gereken budur. Bunu en güzel anlatan videolardan biri:

http://www.ted.com/talks/lang/tur/lesley_hazelton_on_reading_the_koran.html dir.

Videoda da göreceğiniz üzere Fatiha suresinde geçen yalnız 29 arapça kelime olduğu halde, tercüme edip açıklamak için 65 ile 72 arası yabancı kelime - yani 2 katından fazla- kullanılmıştır!

Aşağıdaki yazılara bir nebze daha açıklama getirmek gerekirse, her şeyden önce Arapça'nın İbranice gibi Semitik (Sami) dillerinden olduğunu belirtmek gerekir. Bu dillerde sözlükler bizdeki gibi A,B,C gibi harflerle başlayan sözcük sıralamalarından oluşmaz. Genelde üç harften oluşan kökler vardır. Tüm civar kelimeler bu üç harfli kökten türerler. Demek ki Arapça ve İbranicenin sözcüğü, harf sıralamasından değil de kök sıralaması ve bu sıralamanın içerisinde yer alan alt gruplardan oluşur. Buna en anlaşılır örnek K,T,B sözcüklerinden oluşan köktür. Çünkü bu kökten çok fazla kelime dilimizde halen dahi kullanılmaktadır. İsterseniz bu sözcüklerin bir kısmına göz atalım:

bullet Kitap
bullet Kitabe
bullet Katip
bullet Katibe
bullet Kutubi (Kitaplar)
bullet Mektup
bullet Mektep
bullet vs..

Yukarıda görüleceği üzere K,T,B harfleri arasına konulan sesli harflerle bir çok kelime türetilmiştir. Ama tüm kelimeler birbirleri ile bağlantılıdır. Aynı şekilde en altta gördüğünüz iki kelime M ile başlamasına rağmen K,T,B harflerini içermekte, dolayısıyla diğerleri ile edilgen olarak ilinti kurulmaktadır. Yani " kitabı veya mektubu katip yazar, mektepte okutulur..."

Bazı başka örnekleri de H,K,M veya Ş,R,B veya H,L,F veya H,F,Z köklerinden de gösterebiliriz.

h-k-m: ḥākeme(حَكَمَ)[hükmetti], ḥakem(حكم)[hakem], ḥākim(حاكم)[hakim, yargıç], ḥukm(حكم)[hüküm], muḥākamat(محاكمة)[muhakeme], maḥkūm (محكوم)[mahkum, suçlu], maḥkamat(محكمة)[mahkeme]

ş-r-b: şeribe(شَرِبَ)[içti], şarāb(شراب)[şarap], şerbet(شربة)[şerbet], şurup, maşrūbāt(مشروبات)[meşrubat], maşrabat(مشربة)[maşrapa]

h-l-f: halef(خلف)[halef, ardıl], halife(خليفة), hilafet(خلافة), muhalif(مخالف)[muhalif, karşıt], ihtilaf(إختلاف)[ihtilaf, anlaşmazlık]

h-f-z: hafız(حافظ), hafıza(حافظة)[hafıza,zihin,akıl], muhafız(محافظ)[muhafız,koruma], mahfuz(محفوظ)[mahfuz, koruma kabı], muhafaza(محافظة)[muhafaza,koruma,saklama]

Türkçe'mize en çok yabancı kelime Arapça' dan girmiştir: 6.500!

Dilimizdeki k, m ve t ile başlayan kelimelerin %90'ı arapça kökenlidir!

Diğer bir konu ise bazı kelimelerin bize geçerken anlamlarının bozulmuş olmalarıdır. Örneğin aşağıdaki yazıda  bahsedilen "Kafir" kelimesi aslında "dinsiz, zındık" anlamına gelmez. Kelime anlamı "örten" demektir. Şimdi dinsiz ile örten arasındaki bağıntıyı nasıl yaparız diye düşündüğünüzü görür gibi oluyorum :) Geçen günlerde Pendik grubunda tartıştığımız gibi anlatmaya çalışayım:

Bildiğiniz gibi pis araplar çölde büyük abdestlerini yaptıkları zaman calabalarını  (giydikleri entari) kaldırırlar, kumun üzerine def-i hacet  yaparlar sonrada elleri ile çıkarttıkları malzemenin üzerini kumla örterler. İşte kafir diye nitelenen kişi, bu örtme işlemini yapandır. Din de ise kafir, din gerçeğini yalan, yanlış bilgilerle örten ve böylece hakiki dindar kişilerin bu bilgilere ulaşmasını engelleyendir. Yani takiyye yapan kafirin en alasıdır. Son cümlemi anlayan anlamıştır. Hatta bu son gruba kafirler anlamına gelen tam arapçası ile "küffar veya kafirun" denir.

Son olarak da "Salad" kelimesine kısaca değineyim. Salad kesinlikle namaz demek değildir. Salad ibadet ile dua karışımı olup, Allah'a yönelmek demektir. Yani yalnız ezberlenmiş ve manası bilinmeden namazda tekrarlanan sureler ile Salad yapılamaz.....

Kuran klasik bir kitap değildir:

• Yazılışı nesir değildir
• Yazılışı şiir değildir
• Felsefe, sanat,hukuk, kural,mistisizm, metafizik içerir
• dinamiktir

Tevrat ve İncil’ de olaylar belirli bir tarih sırası ile ve başlangıç, gelişme ve sonuç diye sınıflandırabileceğimiz genel kompozisyon kaideleri içinde anlatılır. Halbuki Kuran’ da genel bir tema vardır: Allah’ ın Resulü, insanların, insanlara ve tek Tanrı’ya karşı ödevlerini anlatır.

Bu anlatış içinde yeri geldikçe, eski peygamberlerin başından geçen ve ibret alınması gereken olayları anlatır veya benzer olayın anlatılan konu ile ilgili benzer taraflarını örnek olarak verir ; demek ki Tevrat ve İncil’ de tarihi hikayeler gibi anlatılan konular, Kuran’ da gerektiği yerde örneklerle bahsedilen dinamik bir anlatım tarzı içerir. Örneğin doğru yoldan çıkmış toplulukların başına gelenleri anlatırken "a" topluluğundan "z" topluluğuna kadar örnekler verir; böylece aynı tema altındaki olayları birbirleri ile bağlantılarını belirterek olayı daha dinamik ve açık-seçik bir şekilde gözler önüne serer. Kuran’ ı okuyan, Tevrat ve İncil’ de olduğu gibi bir romanı bitirdikten sonra Kitab' ı kapatmaz; kişi bölüm bölüm değişik düşüncelere dalar, kendini tartmaya yönelir.

Ayet kelimesini Kuran’ daki belirli bölümler için kullanırız; halbuki aynı zamanda "işaret", "iz", "kanıt", "belge" anlamına gelir, hatta Ayetlerin içinde geçen ayet sözcüğü hep yukarıdaki anlamlarda kullanılmıştır ve Yaratan ile yaratılan arasındaki ilişkide anlamlı olan her şey için kullanıldığını düşünürsek birçok konunun daha rahat anlaşıldığını görürüz:

BAKARA ( 2/92) SURESİ 164. AYET (DİYANET)
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı suda yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında rüzgarları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için (Allah’ ın varlığını ve birliğini (ispatlayan ) birçok deliller vardır.

ZÜMER (39/59) SURESİ 52. AYET : ( DİYANET)
Bilmiyorlar mı ki Allah, rızkı dilediğine bol bol verir, dilediğinden de kısar. Şüphesiz bunda inanan bir kavim için ibretler vardır.

Ayrıca Allah Kuran’ da iki çeşit ayet olduğunu belirtmektedir:

ALİ İMRAN (3/94) SURESİ 7. AYET :( DİYANET)
Sana Kitab’ ı indiren O’ dur. Onun (Kuran’ ın) bazı ayetleri Muhkemdir ki, bunlar kitabın esasıdır. Diğerleri de Müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu Tevil etmek için ondaki Müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Halbuki onun Tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak akl-ı selim sahipleri düşünüp anlar.

Yukarıdaki ayetten de anlaşılacağı üzere Kitap’ ın temeli olan muhkem ayetler belirgindir ve onlardan herkes aynı anlamı kolaylıkla çıkartır. Halbuki müteşabih ayetlerin anlamları, okuyan kişinin bilgisine, zekasına ve dindeki kademesine göre genişler; değişir demiyorum, bilhassa genişler diyorum çünkü örneğin bir babanın yaşı ilerledikçe çocuklarına göre bilgi ve görgüsü arttığından baba aynı olayları çocuğuna göre çok daha geniş açıdan görebilmektedir. Aynı şekilde dinamik bir yazılıma sahip olan Kuran’ ı okuma ve anlamada daha ileri seviyeye gelmiş olan kişiler müteşabih ayetlerde, ilerlemelerine göre, daha geniş ve derin anlamlara ulaşabilirler. Bu ayetleri yorumlarken bazıları “Din akıldışı konulara değiniyor” diye düşünebilmektedirler, halbuki din akıl üstüdür, akıldışı değil:
Din akıl üstüdür, yani Allah’ ın bize yönelttiği sözlerde saklı olan manaların bazılarını biz aklımızla çözemeyiz: çözemediğimiz bu açıklamalar mantıksız demek değildir, bizim o güne kadar edindiğimiz bilgi ve kavrama seviyemiz ile o sözleri algılayamıyoruz demektir. Ama zaman içinde giderek algılanan konular artmakta, böylece daha önceden insanoğluna mantıksız gelen konular bir bir mantıklı hale dönüşmektedirler; Bu yüzyıldan beri algılayabildiğimiz konulara örnek olarak elektriği, radyo ve televizyon dalgalarını verebiliriz; geçen yüzyıla geri dönebilsek ve televizyonumuzu da yanımızda götürebilsek, acaba insanlar ne derlerdi ? Belki de bizi büyücülükle suçlayıp engizisyon mahkemelerinde ölüme mahkum ederlerdi....
Geçen yüzyılda kavrayamadığımız bir konu, o yüzyılda yaşayanlara göre mantıksız, gerçekleşmesi imkansız gibi görünmesi doğaldır; halbuki bunlar, günümüz insanı için çok kolay anlaşılabilen konulardır, ama Kuran’ da yazılan ve bizim aklımızın ermediği diğer bazı konulara bakarak, din akıldışıdır diyebilir miyiz? Asla! Çünkü bir gün gelecek bugün algılayamadığımız birçok konu aydınlığa kavuşacaktır; kavuşmayanlar da olabilir, onların da mutlaka Allah katında açıklaması vardır, ama bizim halen düşüncemiz üstündedirler.

devam edecek..
                             
 

 

Dr. Ahmet Girgin'in Göz Hastalıkları Sitesi