[ Anasayfa ]
Yazilar Indeksi ] Gönül Öğretmenim ] Ölüler Kültü ] Osiris Gizemleri ] Türkçe’mizi  katledişimiz üzerine.. ] Kuran Tercüme Edilebilir mi? ] [ İslam Üzerine ] Sure İsimleri ] Recm ] Yasin Suresi ] Kurban ] Sayılar ] 3M ] Anzak Törenleri ] Gelibolu Gezisi ] Arabalara göre Şoför Karakterleri ] Kadın Mantığı ] İnternet Tehlikelerinden.. ] Femme Fatale ] Pırlanta... ] 2 şarkının anımsattıkları... ] Sevenin gözü kör mü oluyor acep? ] Var mısın ? ] Bir şehiriçi Otobüs Yolculuğu ] Kültürlü Olmak... ] Kültürlü Olmak: Santral İstanbul ] Pierre Loti Üzerine ] Bizantion' dan İstanbul' a ] İstanbul 1910-2010 ] Kültürlü Olmak... ] Rehberlik Anıları 1 ] Rehberlik Anıları 2 ] Rehberlik Anıları 3 ] Rehberlik Anıları 4 ] Rehberlik Anıları 5 ] Doktor Anıları 1 ] Pazarcılar ] Eşitlik ] Su Ateş Toprak ] Sütunlar ] Hygia ] Dünyanın Yeni 7 Harikası ] Ayasofya ] Süleymaniye ] SultanAhmet ] Saraylar ] GS Lisesinden de Karaktersizler çıkar ]

 

 

 sdmenu.gif (328 bytes)  İslam Üzerine

 

                                                                    

Bu yazıyı yazmamın amacı bir dini, başka bir dine üstün kılmak değildir. Yabancılarla birlikteliğim sırasında onların daha çok fanatik Müslümanları örnek alarak dinimizden korkmaları beni bu açıklamaları yazmaya yöneltti.

Aslında dinimiz diyorum, ama ilk bölümde de görüleceği üzere, bizim dinimizin diğer semavi dinlere bir üstünlüğü yok; ama daha önce gelen Kitaplar tahrif edildiği için bizim Kitabımız değer kazanıyor; çünkü günümüze bozulmadan gelen tek Kitap O. Yoksa dinlerin hep temeli aynı.

Semavi dinlere baktığımız zaman temelde aynı konuların işlendiğini görüyoruz; bu nedenle tek tanrılı dinler arasında ayırım yapmadan bütün inananların dinine ortak bir isim bulmak istedim, fakat bulamadım. O nedenle tüm tek tanrılı dinlere Hz. İbrahim’in dini demeyi uygun gördüm: neden mi? Hem İbraniler, hem Hıristiyanlar ve hem de Müslümanlar bu değerli peygamberi kabul ediyorlar, hem de Hz. İbrahim bu üç peygamberden önce yaşadığı için dinler arasında bir ayrılık ve/veya bir ayrılık yapmamaya çalıştığımdan.

Çocukluğumuzda Kuran kursuna gittim. Ama ne ailemizde, ne de Kuran kurslarında bize Kuran öğretilmedi, hatta bir tabu gibi odanın yüksek bir köşesine konuldu, ellememizin bile yasak olduğu söylendi; zaten arapça olan Kitap’tan baksak bile (okusak bile demiyorum! ) ne anlayabilirdik ki! İşte bu kitabı yazmamın bir amacı da küçüklüğümüzde okumaya ve de ders almaya başlamamız gereken Kitap’ın aslında ne kadar rahat anlaşılır, ne kadar kolay olarak hayatımıza uygulanabilir olduğunu kalemim döndüğünce anlatmaya çalışmaktır.

Zamanla tefsir edile edile Allah’ ın kelamının üzeri kırk bohça ile örtülmüştür; bu bohçaların içinde mezheplere göre ayrı tefsir bohçaları vardır, fıkıh ilmini açıklayan ulemanın bohçaları vardır, hadisleri doğru veya kulaktan duyma yorumlayanların bohçaları vardır. Böylece Hak Din’ i yerine bize ulaşan -Prof. Yaşar Nuri Öztürk’ ün belirttiği gibi- Diyanet' tir yani asırlar boyu yapılan yorumların karışımı, bileşkesidir bize yön vermeye çalışanlar. İşte günümüz aydının yapması gereken: çoğu lüzumsuz olan bu bohçaları kaldırmak, saf ve temiz halde Hak Din’ ine erişmeye çalışmaktır.

10 Şubat 1995 tarihli Hürriyet Gazetesinde Yaşar Nuri Öztürk şöyle yazmaktadır:
“..... Kuran’ da yer alan prensip, kavram ve hükümlere yorum getirmek iman sırrını zedelemez. Bu yorumlama keyfiyeti Kuran’ ın sadece sadece müsaade konusu değil, emridir. O halde, bir konunun İslamiliğini vurgulayabilmek, ona Kuran bünyesinde bir yer bulmayı gerekli kılar. Falan mezhebe, filan bilgine göre demek yetmez. Hadis de -uydurma olmamak şartıyla- Kuran’ ın Hz. Peygamber eliyle yorumu olarak değer kazanmaktadır.”

Benim yapmaya çalıştığım ve çalışacağım işte bu .....
 

KURAN ÜZERİNE

Kuran’ın kelime anlamı okunan demektir (Karaa = okumak, toplamak). Demek ki Kur’an bizim çocukluğumuzda olduğu gibi güzelce kılıflanıp, duvarın üstündeki raflardan birine konulmak için değil, okunup ibret alalım diye indirilmiştir. Şu aralar Cuma hutbelerinin sonunda söylenen bir ayet bunu çok güzel özetliyor:


NAHL(16/70) SURESİ 90. AYET: (DİYANET)
Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar . O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.

Kuran klasik bir kitap değildir:

• Yazılışı nesir değildir
• Yazılışı şiir değildir
• Felsefe, sanat,hukuk, kural,mistisizm,metafizik içerir
• dinamiktir

Tevrat ve İncil’ de olaylar belirli bir tarih sırası ile ve başlangıç, gelişme ve sonuç diye sınıflandırabileceğimiz genel kompozisyon kaideleri içinde anlatılır. Halbuki Kuran’ da genel bir tema vardır: Allah’ ın Resulü, insanların, insanlara ve tek Tanrı’ya karşı ödevlerini anlatır. Bu vazifeleri daha önceden yapan Hıristiyan din adamlarından da övgü ile bahseder:

MAİDE ( 5/110 ) SURESİ 82. AYET:(DİYANET)
İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak Yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın. Onlar içinde iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da “Biz Hıristiyanlarız” diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar.

Bu anlatış içinde yeri geldikçe, eski peygamberlerin başından geçen ve ibret alınması gereken olayları anlatır veya benzer olayın anlatılan konu ile ilgili benzer taraflarını örnek olarak verir ; demek ki Tevrat ve İncil’ de tarihi hikayeler gibi anlatılan konular, Kuran’ da gerektiği yerde örneklerle bahsedilen dinamik bir anlatım tarzı içerir. Örneğin doğru yoldan çıkmış toplulukların başına gelenleri anlatırken "a" topluluğundan "z" topluluğuna kadar örnekler verir; böylece aynı tema altındaki olayları birbirleri ile bağlantılarını belirterek olayı daha dinamik ve açık-seçik bir şekilde gözler önüne serer. Kuran’ ı okuyan, Tevrat ve İncil’ de olduğu gibi bir romanı bitirdikten sonra Kitab' ı kapatmaz; kişi bölüm bölüm değişik düşüncelere dalar, kendini tartmaya yönelir.

Aslında Kuran Allah katında Levh-i Mahfuz = Korunan Levha’ dan alınan sözlerin derlemesidir.

BÜRUC (85/27) SURESİ 21-22. AYETLER (DİYANET)
Hakikatte o (Yalanladıkları, aslı) Levh-i Mahfuzda bulunan şerefli Kur’ andır.

Ve Levh-i Mahfuz’dan alınan Kuran hep korunmuştur, korunmaktadır:

HİCR (15/54) SURESİ 9. AYET:(DİYANET)
Kur’ an’ ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.

Ayet kelimesini Kuran’ daki belirli parçalar için kullanırız; halbuki aynı zamanda "işaret", "iz", "kanıt", "belge" anlamına gelir, hatta Ayetlerin içinde geçen ayet sözcüğü hep yukarıdaki anlamlarda kullanılmıştır ve Yaratan ile yaratılan arasındaki ilişkide anlamlı olan her şey için kullanıldığını düşünürsek birçok konunun daha rahat anlaşıldığını görürüz:

BAKARA ( 2/92) SURESİ 164. AYET (DİYANET)
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı suda yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında rüzgarları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için (Allah’ ın varlığını ve birliğini (ispatlayan ) birçok deliller vardır.

ZÜMER (39/59) SURESİ 52. AYET : ( DİYANET)
Bilmiyorlar mı ki Allah, rızkı dilediğine bol bol verir, dilediğinden de kısar. Şüphesiz bunda inanan bir kavim için ibretler vardır.

Ayrıca Allah Kuran’ da iki çeşit ayet olduğunu belirtmektedir:

ALİ İMRAN (3/94) SURESİ 7. AYET :( DİYANET)
Sana Kitab’ ı indiren O’ dur. Onun (Kuran’ ın) bazı ayetleri Muhkemdir ki, bunlar kitabın esasıdır. Diğerleri de Müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu Tevil etmek için ondaki Müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Halbuki onun Tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak akl-ı selim sahipleri düşünüp anlar.


Yukarıdaki ayette de anlaşılacağı üzere Kitap’ ın temeli olan muhkem ayetler belirgindir ve onlardan herkes aynı anlamı kolaylıkla çıkartır. Halbuki müteşabih ayetlerin anlamları, okuyan kişinin bilgisine, zekasına ve dindeki kademesine göre genişler; değişir demiyorum, bilhassa genişler diyorum çünkü örneğin bir babanın yaşı ilerledikçe çocuklarına göre bilgi ve görgüsü arttığından baba aynı olayları çocuğuna göre çok daha geniş açıdan görebilmektedir. Aynı şekilde dinamik bir yazılıma sahip olan Kuran’ ı okuma ve anlamada daha ileri seviyeye gelmiş olan kişiler müteşabih ayetlerde, ilerlemelerine göre, daha geniş ve derin anlamlara ulaşabilirler. Bu ayetleri yorumlarken bazıları “Din akıldışı konulara değiniyor” diye düşünebilmektedirler, halbuki din akıl üstüdür, akıldışı değil:
Din akıl üstüdür, yani Allah’ ın bize yönelttiği sözlerde saklı olan manaların bazılarını biz aklımızla çözemeyiz: çözemediğimiz bu açıklamalar mantıksız demek değildir, bizim o güne kadar edindiğimiz bilgi ve kavrama seviyemiz ile o sözleri algılayamıyoruz demektir. Ama zaman içinde giderek algılanan konular artmakta, böylece daha önceden insanoğluna mantıksız gelen konular bir bir mantıklı hale dönüşmektedirler; Bu yüzyıldan beri algılayabildiğimiz konulara örnek olarak elektriği, radyo ve televizyon dalgalarını verebiliriz; geçen yüzyıla geri dönebilsek ve televizyonumuzu da yanımızda götürebilsek, acaba insanlar ne derlerdi ? Belki de bizi büyücülükle suçlayıp engizisyon mahkemelerinde ölüme mahkum ederlerdi....
Geçen yüzyılda kavrayamadığımız bir konu, o yüzyılda yaşayanlara göre mantıksız, gerçekleşmesi imkansız gibi görünmesi doğaldır; halbuki bunlar, günümüz insanı için çok kolay anlaşılabilen konulardır, ama Kuran’ da yazılan ve bizim aklımızın ermediği diğer bazı konulara bakarak, din akıldışıdır diyebilir miyiz? Asla! Çünkü bir gün gelecek bugün algılayamadığımız birçok konu aydınlığa kavuşacaktır; kavuşmayanlar da olabilir, onların da mutlaka Allah katında açıklaması vardır, ama bizim halen düşüncemiz üstündedirler.


MÜSLÜMANLIK VE İSLAM ÜZERİNE

Müslüman ‘ın kelime anlamı teslim olanlar demektir. Tabiatıyla Kuran’ da bahsedilen kişiler tek Tanrı’ya , Allah’a teslim olanlardır. Zaten Kuran’ da teslim olanlar sözü hemen her zaman “O’ na (Allah’ a) teslim olanlardanız” diye geçer. Görüldüğü üzere Müslüman çoğul bir kelimedir ve teslim olanlar anlamına gelmektedir; tekili ise Müslim: teslim olan, boyun eğen demektir. Buradan da anlaşılacağı üzere dinimiz “Müslümanlık ” Türkçe'mize tam tercüme edildiğinde dilbilgisi açısından tuhaf bir kelime oluşturmaktadır: “ teslim olanlarlık". Çünkü çoğul “müslüman” sıfatına “-lık” yapım ekini yamamış oluyoruz ; ve ne yazık ki bu ve buna benzer yanlışların düzeltilmesi için Arapça bilen veya din konusunda bilgisi olan veya Diyanet İşlerinden kimse bu basit konularda halkı aydınlatmak için açıklama yapmıyor, toplumumuz da yanlışları yapmaya devam ediyor.

Müslüman kelimesini yanlış kullanmamıza ikinci bir örnek ise yukarda yazdığım cümlenin sonu olabilirdi : “....toplumumuz da yanlışları yapmaya devam ediyor.” yerine “........Müslümanlar da yanlışları yapmaya devam ediyor.” deseydim, Türkçemize tam tercümede “......teslim olanlarlar da yanlışları yapmaya devam ediyor.” gibi tuhaf bir cümle ortaya çıkacaktı!
Müslümanlığın din değil de, yalnız teslim olmak olduğunu, Allah’ a iman edip inanmanın ayrı bir konu olduğu en güzel aşağıdaki ayette belirtilmektedir:

HUCURAT (49/105 ) SURESİ 14. AYET:( DİYANET)
Bedeviler “İnandık dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama“ boyun eğdik” deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah’ a ve elçisine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez çünkü Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir.


Yukarıdaki sözlerden de anlaşılacağı üzere dinimizi belirten doğru kelime “Müslümanlık ” değil, “ İslam” dır. Çünkü “İslam” teslim olma demektir ve tek Tanrı’ya teslim olma durumunu yansıtır. Kök olarak ta Silm ve selam köklerinden gelir. Silm huzur, güven, barış, Selam ise mutluluk, esenlik, güven anlamına gelir; demek ki İslam’ da Allah’ a teslim olma, zorla bir teslim olmayı belirtmez, tam tersine Allah’ a teslim oluş, mutluluğa, barışa, huzura erme arzusu vardır ve bu nedenle İslam zorlama yoluyla bir teslim olmayı değil, esenliğe kavuşmak için teslim olmayı ifade der.

Lügat anlamı ile bu iki kelimenin anlamı şöyle özetlenebilir :
İSLAM: sulh , selamet, kurtuluş, barışmak, teslim etmek, boyun eğmek, ayıptan uzak olmak
SELAM : sulh ve esenlik dilemek, noksanlar ve ayıplardan güvenli olmak
SELAMET : emin durumda bulunmak, ayıplardan kurtulmak, kusurlardan uzak ve temiz kalmak

ALİ İMRAN (3/94) SURESİ 19. AYET: (DİYANET)
Allah nezdinde hak din İslam’ dır. Kitap verilenler kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarında kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ ın ayetlerini inkar edenler bilmelidirler ki Allah’ ın hesabı çok çabuktur.

Zaten yukarda da belirttiğim üzere Kuran’da bahsedilen Müslüman, günümüzde anladığımız anlamda İslam’ı kabul etmiş kişi değil, yukarıdaki iki ayette belirtilen hangi dinden olursa olsun tek olan Allah’a teslim olan kişiler demektir. Bunun diğer güzel bir örneği ise Musa’ nın kavmini Mısır’dan çıkarmadan önce onlara söylediği ve Kuran’ da da belirtilen şu sözleridir:

YUNUS (30/84)SURESİ 84. AYET( DİYANET)
Musa dedi ki: Ey kavmim ! Eğer Allah’ a inandıysanız ve O’ na teslim olduysanız sadece O’ na güvenip dayanın.

veya

HAC (22/88)SURESİ 78. AYET: (DİYANET)
Allah uğrunda, hakkını vererek cihat edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim’ in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması için, sizin de insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda) gerekse bunda (Kuran’da) size “müslümanlar” adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekatı verin ve Allah’ a sımsıkı sarılın. O, sizin Mevlanızdır. Ne güzel Mevladır, ne güzel yardımcıdır !

 

TEK TANRI’YA İNANAN HERKES EŞİTTİR

Semavi dinlere baktığımız zaman temelde aynı konuların işlendiğini görüyoruz; tüm dinler iyilik yapmayı, kötülüklerden sakınmayı emrediyor: bu nedenle tek tanrılı dinler arasında ayırım yapmadan bütün inananların dinine ortak bir isim bulmak istedim ve Doğru Din anlamına gelen Hak Dini’ nde karar kıldım. Kuran’ ın bazı surelerinde geçen Eskimez Din = Eskimeyen Din sözlerini de Hak Dini sözünü çok sık tekrarlamamak için aynı anlamda kullanmaya çalıştım, zaten görüşteki bu isimlerin çok büyük önemi yok, çünkü şu veya bu isimli dinden bahsettiğimiz zaman konunun ancak dış görünümünü değiştirmiş olacağız, yoksa içi / muhteviyatı hep aynı kalacak.

Tüm yabancılar, hatta bizlerin çoğu bile Müslümanlığın diğer dinlerden ayrı bir din olduğunu, hatta diğer dinlere üstün olarak geldiğini düşünürüz. Halbuki Kuran diğer dinlerde bozulma olduğu için Hak Dini’ ni düzeltmek üzere indirilmiş, bu anlamda eski kitapların bir vurgulaması sayılabilecek bir Kitaptır. Bu nedenle de müteaddit ayetlerde tüm tek tanrılı peygamberlere inananların aynı değer de olduğunu, ahiret gününde hiç birinin diğerlerinden ayrılmayacağını belirtir:


BAKARA (2 / 92) SURESİ 136. AYET :(DİYANET)
“Biz Allah’ a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve esbata indirilene, Musa ve İsa’ ya verilenlerle Rableri tarafından diğer peygamberlere verilenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah’ a teslim olduk” deyin.

ALİ İMRAN (3/94) SURESİ 84 . AYET :(DİYANET)
De ki : Biz, Allah’a, bize indirilene, İbrahim,İsmail, İshak, Yakub ve Yakub oğullarına indirilenlere, Musa, İsa ve (diğer) peygamberlere Rableri tarafından verilenlere iman ettik. Onları birbirinden ayırt etmeyiz. Biz ancak O’ na teslim oluruz.

RÚM (30/84)SURESİ 30. AYET :(DİYANET)
(Resulüm!) Sen yüzünü hanif olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah’ ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.

RÚM (30/84) SURESİ 43 AYET.(DİYANET)
Allah katından, dönüşü olmayan bir gün (kıyamet günü) gelmeden önce yönünü o gerçek dine çevir! O gün (insanlar ) bölük bölük ayrılacaklardır.

CASİYE (45/65 ) SURESİ 28. AYET:AHİRET (DİYANET)
O gün her ümmeti, diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır, (onlara şöyle denilir:) “Bir gün, yaptıklarınızla cezalandırılacaksınız.

İşte Hak Dini Adem’den bu yana tek Tanrılı Din’i yaymaya çalışan tüm peygamberlerin ortak dinidir.

ALİ İMRAN (3/94) SURESİ 85. AYETinde belirtilen İslam aslında şimdi yeryüzünde yayılmış bulunan ve günümüzde Müslümanlık dediğimiz İslam değil, açıklamaya çalıştığım ve bu nedenle Hak Dini dediğim dindir:
Kim İslam’dan gayrı bir din ararsa artık o, ondan asla kabul edilmeyecektir. Ve o, ahirette hüsrana düşenlerdendir.

Kuran’ da bahsedilen Ehl-i Kitap sözü yalnız Müslimleri değil, Kuran’ dan önce indirilen tüm Kutsal Kitaplara inananları belirtmektedir yani İsrailoğullarını ve Hristiyanları ve tüm tek Tanrı' ya inananları.


 

DİĞER KUTSAL KİTAPLAR

Kuran’ da insanlara indirildiği belirtilen Kitapların sayısı, -Hz. İbrahim’ e indirilen sayfaları saymazsak- dörttür;

A’ LA (87/8) SURESİ 18-19. AYETLER:(DİYANET)
Şüphesiz bu (anlatılanlar) önceki kitaplarda, İbrahim ve Musa’ nın kitaplarında da vardır.

Ne yazık ki bunlardan ancak Kuran zamanımıza kadar bozulmadan gelebilmiştir, zaten Allah Kuran’ın kendisi tarafından korunduğunu Kitabında belirtmiştir:

( BÜRUC (85/27) SURESİ 21-22. AYETLER (DİYANET)
Hakikatte o (Yalanladıkları, aslı) Levh-i Mahfuzda bulunan şerefli Kur’ andır.

Ve Levh-i Mahfuz’dan alınan Kur’an hep korunmuştur, korunmaktadır:

HİCR (15/54) SURESİ 9. AYET:(DİYANET)
Kuran’ ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız. )

Diğer üçü ise zamanımıza kadar parçalı, kısmen değişmiş olarak gelebilmiştir: bunlar Hz. Musa’ ya inmiş olan Tevrat, Hz. Davud’ a inmiş olan Mezmurlar ve Hz. İsa’ ya inmiş olan İncil’ dir ve bu üçü Kitab-ı Mukaddes olarak bilinir.
Hz. Musa’ya M.Ö. 14.yy.da indirilen Tevrat’ın ilk beş kitabının Hz. Musa tarafından yazdığı kabul edinilebilinir, çünkü geriye kalan bölümü tarihsel verilerle bağdaşmaz *(Bkz Ana Britannica / Musa). Bunun tümünün (Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar, Tesniye) dahi Hz. Musa tarafından kaleme alındığını kabul etsek bile, İbraniler başka bölümleri (Yeşu, Hakimler, Rut, Samuel, Kırallar, Tarihler, Ezra, Nehemya, Ester, Eyub, Mezmurlar, Süleymanın Meselleri, Vaiz, Neşideler Neşidesi, İşaya, Yeremya, Yeremya’nın mersiyeleri, Hezekiel, Daniel, Hoşea, Yoel, Amos, Obadya, Yunus, Mika, Nahum, Habakkuk, Tsefanya, Zekerya, Maliki) de ileri tarihlerde ana Kitaba ekleyerek bir anlamda Allah’ın kelamını tahrif etmişlerdir: şüphesiz eklenen bölümler iyiliğe, doğruluğa yöneltici kısımlardır, ama hiç kimsenin Allah’ın kelamını değiştirmeye ve/veya ekleme yapmaya hakkı yoktur. İşte bu nedenle İsa, bozulan Allah sözlerini düzeltmek amacı ile yine İbranilere elçi tayin edilmiştir ve yol gösterici olarak İncil de Hz. İsa’ ya indirilmiştir.

Fakat İncil de, Hz. İsa’nın hayatı sırasında kaleme alınmadığından zamanla değişikliklere uğramıştır. Hatta bu değişiklikler o kadar fazlalaşmıştır ki 4. yy.a kadar üçyüzden fazla İncil türemiştir.

M.S. 325 senesinde İznik’te toplanan ekümenik konsül bunları acımasızca elemeye uğratarak geçerli İncilleri dörde indirmiştir. Bunlardan ilk yazılanı Marcos’a aittir ve İsa’nın Çarmıha gerilişinden 40 yıl sonra ( Ana Britannica : M.S. 65 ) kaleme alınmıştır. İkincisi Matta, üçüncüsü Luka İncil’leri ise M.S. 80-90 yıllarında ve Yunanca yazılmışlardır.ve birçok ortak özellikleri olan bu üç İncil’e Sinoptik İnciller denir . Anlaşılacağı üzere en önce yazıldıkları varsayılan bu İnciller bile Hazreti İsa zamanında kaleme alınmamışlardır. Daha değişik bir ifade ile yazılan Yohanna İncil’i ile beraber dördüne Kanonik İnciller adı verilir. Bu ekümenik kurulda -daha ileri sayfalar da genişçe bahsedeceğimiz- Barnabas’ ın yazdığı İncil tahrif edilmiş olarak kabul edilmiş, bu nedenle ileri seneler de birçok tartışmaya konu olmuştur.

Kuran’ da Hz. İsa’ dan Allah’ın kelamı olarak bahsedilir, çünkü O’ da diğer peygamberler gibi Allah’ın kelamını sözlü olarak yaymak üzere yeryüzüne gelmiştir ve O’ nun zamanında yaşayan Havarileri ağzından çıkanı, ya kağıda dökmüşler veya akıllarında tutmaya çalışıp daha sonra katiplere yazdırmışlardır; doğal olarak geçen zaman içinde, anlatan havariye ve yazan kişinin yorumuna bağlı olarak Hz. İsa’ nın sözleri değişikliğe uğramıştır. Bu nedenle Allah, Tevrat’tan sonra tahrif olan İncil’i de düzeltmek amacı ile yeryüzüne Hz. Muhammed’ i elçi olarak atamış ve ondan önceki Kitaplarını tasdik eder mahiyette Kur’an’ ı indirmiştir:


YUNUS (10/51) SURESİ 37 . AYET:(DİYANET)
Bu kur’ an Allah’ tan başkası tarafından uydurulmuş birşey değildir. Ancak kendinden öncekini doğrulayan ve o Kitab-ı açıklayandır. Onda şüphe yoktur, o alemlerin Rabbindendir.

EN’AM ( 6/55) SURESİ 92. AYET(DİYANET)
Bu (Kur’ an ) Ümmü’ l- kura (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır. Ahirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını hakkıyla kılmaya devam ederler.

FATIR (35/43) SURESİ 31.AYET:(DİYANET)
Sana vahyettiğimiz kitap, kendinden öncekini (semavi kitapları) doğrulayıcı olarak gelen gerçektir. Allah, kullarının (her halinden ) haberdardır , görendir.

FUSSILET ( 41/61 ) SURESİ 43. AYET(DİYANET)
(Resulüm!) Sana söylenen, senden önceki peygamberlere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Elbette ki senin Rabbin,hem mağfiret sahibi hem de acı bir azap sahibidir.

MÚMİNÜN (23/74) SURESİ 51-52-53. AYET :(DİYANET)
“Ey Peygamber! Temiz olan şeylerden yeyin; güzel işler yapın.Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim.”
“Şüphesiz bu (insanlar) bir tek ümmet olarak sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakının “ (denildi).
Ne var ki insanlar kendi aralarındakilerini parça parça böldüler. Her grup kendilerinde bulunan( fikir ve davranış)ile sevinip böbürlenmektedirler

Asırlar boyunca bir çok kavim yanlış yola sapmış ve zaten peygamberler de bu toplulukları doğru yola sokabilmek maksadı ile gönderilmişlerdir. Eski kavimlerden uzun uzadıya bahsetmemize gerek yok, ama ilk başında İbranilere seçilmiş kavim diyen Allah :

CASİYE (45/65 ) SURESİ 16.AYET(DİYANET)
Andolsun ki biz, İsrailoğullarına Kitap, Hüküm ve Peygamberlik verdik.Onları güzel rızıklarla besledik ve onları dünyalara üstün kıldık.

BAKARA 122. AYET (DİYANET):
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle aleme üstün kılmış olduğumu hatırlayın.

MAİDE ( 5/110 ) SURESİ 12. AYET:(DİYANET)
And olsun ki Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. ( Kefil olarak) içlerinden on iki de başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah’ a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için faizsiz borç verirseniz) and olsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur.

sonraları bu kavmin de doğru yoldan çıktığını belirtiyor:

ŞÚRA (42/62 ) SURESİ 13. AYET:(DİYANET)
(Bu durumda) içim daralır, dilim dönmez;onun için Harun’ a da elçilik ver.

KASAS (28/49) SURESİ 76-82. AYETLER:(DİYANET)
Karun, Musa’ nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona şöyle demişti. Şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez.
Allah’ ın sana verdiğinden (O’ nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.
Karun ise: O (servet) bana ancak kendimde ki bilgi sayesinde verildi, demişti. Bilmiyor muydu ki Allah, kendinden önceki nesillerden, ondan daha çok taraftarı olan kimseleri helak etmişti; Günahkarlardan günahları sorulmaz ( Allah onların hepsini bilir)
Derken, Karun, ihtişamı içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar: Keşke Karun’ a verilenin benzeri bizim de olsaydı; doğrusu o çok şanslı! dediler.
Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle dediler: Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlara göre Allah’ ın mükafatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir.
Nihayet biz, onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık Allah’ a karşı kendisine yardım edecek avanesi olmadığı gibi, o kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de değildi.
Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler. “Demek ki, Allah rızkı, kullarından dilediğine bol veriyor, dilediğine de az. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkarcılar iflah olmazmış!" demeye başladılar.

devam edecek..

 

 

                                     

 

Dr. Ahmet Girgin'in Göz Hastalıkları Sitesi