[ Anasayfa ]
Yazilar Indeksi ] Gönül Öğretmenim ] Ölüler Kültü ] Osiris Gizemleri ] Türkçe’mizi  katledişimiz üzerine.. ] Kuran Tercüme Edilebilir mi? ] İslam Üzerine ] Sure İsimleri ] Recm ] Yasin Suresi ] Kurban ] Sayılar ] 3M ] Anzak Törenleri ] Gelibolu Gezisi ] Arabalara göre Şoför Karakterleri ] Kadın Mantığı ] İnternet Tehlikelerinden.. ] Femme Fatale ] Pırlanta... ] 2 şarkının anımsattıkları... ] Sevenin gözü kör mü oluyor acep? ] Var mısın ? ] Bir şehiriçi Otobüs Yolculuğu ] Kültürlü Olmak... ] Kültürlü Olmak: Santral İstanbul ] Pierre Loti Üzerine ] Bizantion' dan İstanbul' a ] İstanbul 1910-2010 ] Kültürlü Olmak... ] Rehberlik Anıları 1 ] Rehberlik Anıları 2 ] Rehberlik Anıları 3 ] Rehberlik Anıları 4 ] Rehberlik Anıları 5 ] [ Doktor Anıları 1 ] Pazarcılar ] Eşitlik ] Su Ateş Toprak ] Sütunlar ] Hygia ] Dünyanın Yeni 7 Harikası ] Ayasofya ] Süleymaniye ] SultanAhmet ] Saraylar ] GS Lisesinden de Karaktersizler çıkar ]

 

 

Doktor Anıları

 


Her meslekte olduğu gibi, doktorların arasına da ne yazık ki düzgün olmayanlar vardır. Ama onlar azınlıktadır. Diğer bir azınlık doktor gurubu ise, çok para kazananlardır. Allah' a şükür ben ne birinci, ne de ikinci grupta yer alıyorum..) Genelde doktorlar mülayim, hastasına yardımı seven ve zannedildiği gibi çok fazla para kazanmayan insanlardır. Hele devlette çalışanların büyük bir kısmının maaşı ise, İETT şoför maaşından  daha azdır.

Burada hekimlik hayatım boyunca yaşadığım, ne yazık ki çoğu kötü, azı güzel anılarımı sizlerle paylaşacağım. Ümidim, belki bu yazı dizisi hekimlik mesleğine olan ön yargılarınızın bir kısmını değiştirir…
 

Anı 1: 

Hanımefendi(?), -hatırlayabildiğim kadarı ile- Bulgaristan göçmeni idi. Kendisinde olduğu gibi, annesinde de “Huzursuz Bacak Sendromu” vardı ve annesi en az 20 senedir bu hastalığı çekiyordu.

(Huzursuz Bacak Sendromu’ nu muhtemelen fazla kişi bilmiyordur. Bu hastaların uyku sırasında bacakları yüzlerce kez istemsiz atar ve ne kadar rahatsız edici bir durumdur tahmin edebiliyor musunuz? )

Doktor doktor dolaşmışlar, fakat dertlerine derman olacak bir hekim bulamamışlardı. Bunun üzerine hastanemizde çalışan genç, pırıl pırıl bir nörolog hanımı tavsiye ettim kendilerine. Geldiler, muayene oldular, doktor hanım bir ilaç verdi ve 1 ay sonra ki konuşmamızda göçmen hanımın annesinin tüm şikayetlerinin geçmiş olduğunu sevinçle öğrendim. Doktor hanım da zaten hastasını 1 ay sonra kontrole çağırmıştı; ben de kontrole gittiklerinde doktor hanıma küçük bir hediye ile teşekkür etmelerini önerdim. Lakin aldığım cevap çok şaşırtıcı idi:

-Doktor ne yaptı ki? Ne diye hediye alalım! 

Şoke olmuştum…

Senelerdir, hatta çeyrek asırdır rahat uyuyamayan yaşlı bir insanın derdine, yeni uzman bir doktor derman olmuş, annesi artık mışıl mışıl uyurken, kızının verdiği cevap karşısında –tabiri yerinde ise- apışıp kalmıştım.

Üniversiteden ayrılmış bir göçmen hanımın senelerdir okuması, demek ki ona hiçbir şey vermemişti!

Hani derler ya eğitim ve öğretim ayrı iki şeydir diye; belki öğretim almıştı, ama eğitimden nasibini hiç mi hiç alamamıştı…

Biz insanlar ne kadar garibiz, menfaatimiz olduğu zaman her şeyi yapmaya hazırızdır da, işimiz bitince bize yardım eden insana sırtımızı dönmeyi sanki vazife biliriz. Acaba buna egoistlik mi denir? Yoksa daha ileri bir tanımı var mıdır? :(

Halbuki ben, bir çok meslektaşımın tedavi edemediği bu Sendromu genç nörolog bir uzmanın tedavi ettiğini duyunca çok mutlanmıştım ve daha sonra başka bir arkadaşıma daha önerdim. Arkadaşım internetten araştırma yapmış, hastalığın tedavisinin olmadığını üzülerek öğrenmiş, benim önerime de ilk başında tereddüt ile yaklaşmıştı. Fakat aynı doktor hanıma gittikten 1 ay sonra onun annesinin şikayetleri de geçmişti ve hem bana, hem doktor hanıma içtenlikle teşekkür etti. Çünkü en azından Galatasaray terbiyesi vardı. Ve ben bir tıp mensubu olarak yaptığımız işin değerini anlayan bir liseli kardeşimin pozitif tepkisinden çok memnun olmuştum. İyi ki günümüzde doktorların değerini anlayabilen insanlar da var….

 

Anı 2:

Validebağ Hastanesinde çalışıyorum; yaşlı tonton bir teyze göz şikayeti ile geldi. Daha önceden meslektaşlarımızın fark etmediği göz tansiyonunu saptadım. Kontrole çağırdığımda da şikayetleri geçmiş mutlu, nur yüzü ile bana şöyle dedi:

- Yavrum, kırılmanı istemem ama, gücüm yettiğince sana küçük bir hediye vermek istiyorum. Ama ne olur beni yanlış anlama..

Bana verdiği özenle yapılmış paketi açtım: içinden gri tonlarında bir kravat çıktı. Sonradan görmelerin önemsediği gibi marka bir kravat değildi. Fakat o kadar latif ton ve desende idi ki yaşlı teyzenin zarafetini, İstanbul hanımefendiliğini o zaman anladım ve cevap verdim:

- Teyzeciğim çok teşekkür ederim. Keşke tüm hastalarımız sizin gibi asil ve anlayışlı olsalar, hastalarıma  ücretsiz bile bakmaya razıyım. Bu sözü hediyeniz için söylemiyorum, ince düşünceli ve mütevazı davranışınız için söylüyorum. Hediyeniz o kadar zarif ki, diğerlerinin arasında müstesna yerini alacağından emin olabilirsiniz.

Ve hala bu tatlı anıyı hatırlayarak nur yüzlü teyzenin kravatını zevkle takmaya devam ediyorum.

Keşke giderek ne oldum delisi ve marka meraklısı olan toplumumuz, para ve gösterişin her şeyden daha önemli olmadığını anlayabilseler…

Not: Yukarıdaki 2 anı sadece, 2 tip insan türünün yalnız doktorlara değil, insanlara karşı tavırlarını anlatabilmek için yazılmıştır, yoksa hediye konusunu anafikir olarak algılarsanız, hiç bir şey anlatamamışım demektir..(

 

Dr. Ahmet Girgin
Temmuz 2010

Devam edecek...

( Doktorlar üzerine başkalarının yazdığı yazıları da okumak isterseniz, lütfen aşağıdaki linke tıklayınız: www.girgin.org/yazarlar/doktorlarinkaderi.htm ).

 

                                     

 

Dr. Ahmet Girgin'in Göz Hastalıkları Sitesi