[ Anasayfa ]
Yazilar Indeksi ] Gönül Öğretmenim ] Ölüler Kültü ] Osiris Gizemleri ] Türkçe’mizi  katledişimiz üzerine.. ] Kuran Tercüme Edilebilir mi? ] İslam Üzerine ] Sure İsimleri ] Recm ] Yasin Suresi ] Kurban ] Sayılar ] 3M ] Anzak Törenleri ] [ Gelibolu Gezisi ] Arabalara göre Şoför Karakterleri ] Kadın Mantığı ] İnternet Tehlikelerinden.. ] Femme Fatale ] Pırlanta... ] 2 şarkının anımsattıkları... ] Sevenin gözü kör mü oluyor acep? ] Var mısın ? ] Bir şehiriçi Otobüs Yolculuğu ] Kültürlü Olmak... ] Kültürlü Olmak: Santral İstanbul ] Pierre Loti Üzerine ] Bizantion' dan İstanbul' a ] İstanbul 1910-2010 ] Kültürlü Olmak... ] Rehberlik Anıları 1 ] Rehberlik Anıları 2 ] Rehberlik Anıları 3 ] Rehberlik Anıları 4 ] Rehberlik Anıları 5 ] Doktor Anıları 1 ] Pazarcılar ] Eşitlik ] Su Ateş Toprak ] Sütunlar ] Hygia ] Dünyanın Yeni 7 Harikası ] Ayasofya ] Süleymaniye ] SultanAhmet ] Saraylar ] GS Lisesinden de Karaktersizler çıkar ]

 

 


sdmenu.gif (328 bytes)  Çanakkale Gezisi münasebetiyle 1915 Gelibolu Savaşları

 

 

Küçük resimlerin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

10 senedir Galatasaraylılar Derneği’nin düzenlediği Çanakkale Şehit ve Gazilerimizi anma gezisinin çok güzel geçtiğini duyduğum için, 2-3 senedir ben de geziye katılmak istiyordum. Ayrıca Anzaklar’ ın şehitlerini anmak için gösterdikleri çaba, bizimde bu yerleri görüp öğrenmemiz konusunda vicdanımı rahatsız ediyordu (bakınız: http://www.girgin.org/yazilarim/Anzak.htm ) : nasip bu seneyeymiş.

Geziden önce bir çok yanlış bildiğim konuyu Gelibolu Savaşları hakkında çok geniş bilgisi olan, rehberimiz Selçuk Kumbasar’ dan öğrendiklerim ile düzeltme imkanı buldum. Bunları sizlerle paylaşmak isterim ama önce; hakikaten bir strateji savaşı olan “Çanakkale Geçilmez” den bahsetmem gerekiyor.

Aslında Çanakkale Savaşı 19 Şubat 1915 deniz savaşı ile başlamış ve sadece 9 Ocak 1916 da düşman askerinin çekilmesiyle sonlanmıştır; yani savaş, 1 sene bile sürmemiştir!
Halbuki yaşanan olaylar öyle 11 aya sığdırılacak kadar basit ve az değildirler!

18 Mart 1915 Deniz Savaşı

“ Denizlere hakim olan dünyaya hakim olur.” düşüncesiyle hareket eden İngilizler, boğazları ele geçirmek için donanmanın yeterli olacağına inanıyorlardı. Bahriye Nazırı Churchill’in planları Akdeniz filosu komutanı Amiral Carden tarafından da desteklenince, Lord Fisher’ın şüpheli gördüğü bu harekatın donanma ile yapılmasına karar verildi. Tarihinde hiçbir yenilgi almamış olan İngiliz donanmasının silah, teknoloji ve başarı açısından kendine güveni tamdı. Dünyanın yenilmez donanması, Fransa’nın da desteği ile dünyanın en büyük armadasını oluşturuyordu. Bu donanmaya karşı gelebilecek hiçbir güç düşünülemezdi. Hele ki yıpranmış, teknoloji açısından zayıf ve parçalanmak üzere olan Osmanlı, bu armada ile asla baş edemezdi. İtilaf Devletleri’nin deniz harekatı 19 Şubat 1915’te başladı. 13 Mart 1915’e kadar düşman gemileri tabyaları top ateşine tuttu, mayın tarama gemileri olabildiğince yol açtı. Boğazları zorlayarak geçebileceklerine inanan düşman kuvvetlerinin, kararlı ve dirençli bir karşılık almaları bu işin o kadar da kolay olmadığını gösteriyordu. Bir ay boyunca yapılan binlerce mermi atışının ardından çok da büyük bir gelişme elde edilememişti.

İtilaf devletleri, kısa bir aranın ardından bir sonraki saldırıyı 18 Mart'ta gerçekleştirmişlerdir.
18 Mart sabahı Bozcaada’dan yola çıkan İngiliz ve Fransız gemileri Çanakkale Boğazı’nın başlangıcında 3 sıra halinde dizilmişler ve hem Anadolu hem Avrupa yakasına şiddetli ateşe başlamışlardır. Ama düşman gemilerinin gelişinden önce, Nusret  Mayın Gemimiz Çanakkale Boğazındaki akıntıları, darlıkları, geçiş yönlerini hesap ederek çok akıllı bir şekilde mayınlarla döşemiştir.

 

Yukarıda göreceğiniz üzere tarihimizde önemli bir yer alan Nusret Mayın Gemisi düşüncemin tersine küçük bir vapuru andırıyor. Şimdilerde tıpa tıp kopyası yapılmış olan gemiyi Çanakkale Limanı’nda görebilirsiniz ve görmeniz de gerekir. Anlatıldığına göre geminin kıçındaki mayınlar denizin 10-15 m altına yerleştirildiğinden, gemiler tarafından fark edilmiyorlarmış. Fakat bu mayınlara çarpma o gemilerin, dolayısıyla içindeki askerlerin ölümü ile sonuçlanıyormuş. İşte 18 Mart 1915 günü düşman gemileri Çanakkale’ye girmek istemişler, lakin hem mayınlar, hem de topçumuzun isabetli atışları sayesinde Çanakkale Boğazı’nda fazla ilerleyememişlerdir.

 

bullet

Haritadaki üçgen şekiller, 1. sırayı oluşturan İngiliz gemilerini göstermektedir: Queen Elizabeth, Agememnon, Lord Nelson ve Inflexible.

bullet

Kareler ile gösterilen ve  2. sırayı meydana getiren gemiler ise İngiliz ve Fransızlardan oluşmaktadır: Majestic, Charlemagne, Suffren, Gaulois, Bouvet ve Swiftsun.

bullet

3. sırada yine İngilizler vardı: Vengeance, Irresistible, Albion ve Ocean.

Haritada gördüğünüz kırmızı noktalar döşenen mayınların yerlerini göstermektedir. Boğazın güney doğusundaki Karanlık Liman'da Nusret mayın gemisi tarafından 8 Mart 1915 tarihinde kıyıya paralel dizilen mayınlara ilk anda bir anlam verememiştim. Halbuki askeri deha burada kendini belli ediyordu: üst taraftaki mayınlardan çekinen düşman gemileri, geçici olarak İntepe önündeki koya çekilmişler ve kıyıya paralel mayınlar, İngiliz Ocean ile Irresistible, Fransız Bouvet gemilerini batırmıştır, ayrıca İngiliz Inflexible ve Fransız savaş gemileri Suffren ve Gaulois çok ağır hasar almalarına neden olmuştur!

Eğer Çanakkale Boğazı’nı işaret parmağımız olarak algılarsak, düşman gemileri birinci boğuma kadar bile ulaşamamışlar ve tekrar Bozcaada yakınlarına çekilmek zorunda kalmışlar.

İngiliz ve Fransızlar baktılar ki Çanakkale’yi gemilerle geçemiyorlar, o zaman Gelibolu Yarımadası’na karadan çıkartma yapmayı düşünürler.

 

25 Nisan 1915 İlk çıkartmalar

İlk çıkartmalar 25 Nisan 1915 tarihinde Gelibolu Yarımadası’nın güney ucuna 5 koldan yapılır. Ama karadan da gene parmağın birinci boğumuna kadar bile ulaşamazlar. Burada geçen savaşlar Türkler ile İngilizler, Fransızlar arasında  300-500 m’lik toprağın alınıp, geri verilmesi şeklinde süregelmiştir. 25 Nisan 1915’te Anzakların Türkleri yanıltmak amacı ile Arı Burnuna yaptıkları yalancı çıkartma da bir işe yaramamıştır ve güneyde Ertuğrul Koyu savunmamız düşmana ilerleme fırsatı vermemiştir. Bunu çok basite almamak gerekir, çünkü Ertuğrul Koyu’na 1500 düşman askeri çıkarken, burayı savunan Türk askeri 150-160 kişi kadardır. Yani bir Türk askeri 10 düşman askerini durdurabilmek için canla, başla savaşmış son iki kişi kalıncaya kadar da, savunma böyle süregelmiştir. 10 düşmana 1 türk oranı yalnız Ertuğrul Koyu için değil, sahildeki neredeyse tüm siperler için geçerliydi.

Bu tarihe kadar Çanakkale Savaşı’nda İhtiyat kuvvetlerinin başında olduğu için hiç bahsedilmeyen Mustafa Kemal’in dehası 25 Nisan 1915' te Arıburnu'nda  ortaya çıkmıştır: Atatürk, komutanı olduğu 19'uncu tümene bağlı 57'nci alay ve bir sahra topçu birliğiyle Arıburnu'na çıkan Anzac kuvvetlerine sağdan saldırır. (sol taraftan ise yaklaşık iki saat önce 27'nci alay saldırmıştı.) Bu iki alay akşamüstü birleşerek Anzacları neredeyse sahile kadar sürmüştür, ama akşam harp sahasına gelen 72 ve 77'nci alayların işbilmezliklerinden bizim askerlerin üzerlerine ateş açmasından dolayı, anzaclar bulundukları hatlarda siperler kazarak tutunabildiler!

.. Atatürk’ ün kendisi de durumu izlemek üzere Conkbayırı’na çıktığında,, Arıburnu kesiminden bazı askerlerin çekilmekte olduklarını ve düşman birliklerinin de bunları izlediklerini görür…

O anı Mustafa Kemal, Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı görüşme sırasında şöyle anlatmaktadır.

“...Bu esnada Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahilin gözetleme ve korunmasıyla görevli olarak orada bulunan bir müfreze askerin Conkbayırına doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm... Bu askerlerin önüne kendim çıkarak:

-Niçin kaçıyorsunuz ? dedim.
-Efendim düşman dediler!
-Nerede?
-İşte! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.

Gerçekten de düşmanın bir avcı kuvveti 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tam bir serbestlik içinde ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün. Ben kuvvetleri (geride) bırakmışım, askerler on dakika istirahat etsin diye...Düşman da bu tepeye gelmiş...Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman benim yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O zaman artık bilemiyorum, bilinçli bir düşünme ile midir, yoksa önsezi ile midir, bilmiyorum. Kaçan askerlere:

- Düşmandan kaçılmaz, dedim.
- Cephanemiz kalmadı, dediler.
- Cephaneniz yoksa süngünüz var,dedim.

Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırı' na doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen askerlerinin ‘ marş marşla’ benim bulunduğum yere gelmeleri için, yanımdaki emir subayını geriye yolladım. Bu askerler süngü takıp yere yatınca, düşman askerleri de yere yattı. Kazandığımız an, bu andır...”

Gerçekten de, çekilen Türk askerleri mevzi alınca, karşı taraf ta mevzi alıp duraklar. Böylece, 57. Alay Öncü Bölüğü'nün Conkbayırı’na yerleşmesi için gereken süre kazanılmış olur. İşte bu an, Çanakkale Savaşları Kara Harekatı’nın kaderini belirleyen önemli anlardan birisidir. Böylesine önemli anda kilit rolü oynayan kişi ise, tartışmasız Mustafa Kemal’dir. Bu husus, Çanakkale Savaşları tarihiyle uğralan Türk ve yabancı bütün uzmanlar tarafından doğrulanıp vurgulanmaktadır.

Daha sonra, Kolordu Komutanı Esat Paşa'nın izniyle, 27. Alay’dan geri kalan birlikleri de emrine alan Tümen Komutanı Mustafa Kemal, karşı saldırıya geçmek üzere 57.Alay'a şu emri verir :

“ Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir.”

Esasen Mustafa Kemal'in anlatımında kaçan görünen askerler ilk çıkarma saatinden sonra balıkçı damlarını kahramanca savunmuş 27. Alayın perakende birliklerinden geriye kalan birkaç askerdi ve cephaneleri bittiği için geri çekiliyorlardı.

Bu çıkartmadan da istediklerini elde edemeyen İngiliz ve Fransızlar, bu sefer 6 Ağustos 1915’te Suvla’ya çıkartma denemişlerdir.

 

6 Ağustos 1915 Suvla Çıkartması

Bu çıkartma ise İngilizlerin Yeni Zelanda ve Avusturalya askerlerinden oluşan, Anzakların (ANZAC: Australian and New Zealand Army Corps) yapmaya çalıştığı 40 bin kişilik büyük bir taarruzdur. Bizim Arı Burnu diye bildiğimiz yerin hemen kuzeyindeki şimdilerdeki adı ile Anzak koyu’na çıkartma yapmak istemişler ve  Mustafa Kemal’in dehası 2. kez 9-10 Ağustos 1915' te Conkbayırı'nda devreye girmiştir ve bu savaş Çanakkale' de Osmanlı' nın kesin olarak kazandığı tek savaştır! Çünkü diğer muharebelerde gösterilen başarı sadece "düşmanı durdurmak" olmuştur. Halbuki Arıburnu'nda "düşman" Gelibolu'nun en yüksek tepelerinden sürülerek bu mevkilerin Türk süngüsünde kalması sağlanmıştır: Conkbayırı'ndaki savaşta Mustafa Kemal'in emrindeki 8. Tümen'in komutanı da Galatasaraylı Ali Rıza Sedes Paşa'dır.

Anzaklar bizlere bu bölgede çok büyük kayıp verdirmişlerdir. Hatta bir muharebe sırasında şehitlerin toplanamayan cesetleri o kadar kötü kokmaya başlamış ki, Anzakların önerisi ile geçici ateşkes yapılmış ve ancak o şekilde şehitler gömülebilmiştir.

Ama yine de Gelibolu topraklarının içlerine giremeyince, düşman birlikleri 9 Ocak 1916’da çekilme kararı almışlardır. İşte tarihi değiştiren, bizim özgürlük içinde yaşayabilmemiz Gelibolu topraklarını canla, başla savunan ve 100 bin kadar şehit veren imanlı askerlerimiz sayesinde olmuştur. Yoksa gökten inen beyaz sakallı ulemaların yol göstermesiyle değil…

Gelibolu Savaşlarında Atatürk'ün etkisini kısaca özetlemek gerekirse Churchill' in yazdıklarına bir göz atalım:

Çanakkale Savaşının tasarımcısı görkemli Britanya İmparatorluğu’nun kibirli Bahriye Bakanı Winston Churchill, tam 21 yerinde Mustafa Kemal’den söz ettiği, toplam 1668 sayfalık üç cilt, “The Great War” adlı kitabının 659. sayfasında şöyle yazıyor:
“At the head of the 19th. Division there stood in this strange story, a Man of Destiny, Mustapha Kemal Bey”

Türkçesi:
“Bu garip öyküde, 19. Tümenin başında, Geleceği Yazan Adam, Mustafa Kemal Bey bulunuyordu”

Churchill’in toplam 1668 sayfalık üç cilt “Büyük Savaş” kitabında Alman General Liman von Sanders’ in adı sadece 6 kez geçiyor, komuta kademesinde Mustafa Kemal’den çok üstlerde bulunan Vehip Paşa, Cevat Paşa ve Esat Paşa’ların esamisi bile okunmuyor!

Peki, Churchill, sözü edilecek 33 komutan varken neden tutmuş da 34. sıradaki Mustafa Kemal’i öne çıkarmış? Hem de o çok kibirli Churchill’in Mustafa Kemal’i tanımlarken kullandığı deyime bir bakar mısınız: Man of Destiny, Geleceği Yazan Adam! (Yılmaz Dikbaş 29.3.2011)

 

 

İlk sabah geziye çıkmadan önce -Selçuk Kumsabasar Kardeşimizin rehber belgesi olmadığı için- Dernek İdarecilerinin şehitliklere girerken ki kontrolde zor durumda kalmamak için rehber kiralama konuşmalarını duydum. İdarecilere "Benim ülkesel tercüman-rehber kartım var"  diyince rahat bir nefes aldılar. Böylece turu hiç bilmeyen resmi rehber ben oldum, Selçuk Kardeşim ise Gelibolu' yu karış karış bilen gayri resmi ama asıl rehberimiz oldu!

İlk günkü gezimizin başında Ertuğrul Koyu’nda iki tabya gördük. Oradaki toplardan birinin ucu gelen bir mermiden dolayı eğilmişti, resme dikkat ederseniz fark  edebilirsiniz. Aynı bölgede Yahya Çavuş Anıtı’nı da vardı. Buradaki şehitliğe de rehberimizin açıklamasına göre –yanlış olarak- Yahya Çavuş Şehitliği adı verilmiş, halbuki Yahya Çavuş şehit olmamış, savaştan sonra köyünde yaşamına devam etmiş ve Atatürk’ün emri ile de ömür boyu da maaş bağlanmıştır.


Ertuğrul Tabyası, eğilmiş top, siperlerin arkasında Ertuğrul Koyu ve İngiliz çıkartmasının maketi

 
Tabyadaki küçük müzede sergilenen silahlar ve camekan içinde bir şehit/gazimizin kopan bacağı

Çanakkale Şehitleri Abidesi ise, aslında Türk askerinin bulunmadığı, savaş sırasında daha çok Fransız ve İngilizlerin elinde olan topraklara 1960 senedinde yapılmıştır. Burada acı olan, İngiliz ve Fransızların 1924 yılında yaptıkları şehitliklerine karşılık, bizlerin kendi topraklarımızda Şehit Abidemizi onlardan 50 sene sonra yapmış olmamızdır. Resimde göreceğiniz üzere Abidemiz şu anda restorasyonda ve önündeki tabelada yazdığı üzere, işlem Nisan ayında başlamış ve bizim gittiğimiz tarihte bitmesi gerekirken, ne yazık ki ancak tadilat yeni iskeleleri kurulmuştu. Ne zaman biter Allah bilir…

 


Bitmeyen restorasyon tabelası, rehberimiz Selçuk Kumbasar ve canım annem

Fransız mezarlığı ve İngilizlerin şehitliklerinde neredeyse her bir mezarın üzerine isim yazılmış iken, bu toprakları kanları ile sulamış olan askerlerimizin isimleri şehitliğimizde  plastik veya metal plakalara toplu halinde yazılmıştı. Bu durum, bizim şehidimize verdiğimiz önem açısından insanın içini sızlatıyor.

Ertesi gün Anzak Koyu’nu görmeye gittik. Anzaklar kendi miraslarına sahip çıkmışlar ve Koy’u çok güzel düzenlemişler (bakınız: http://www.girgin.org/yazilarim/Anzak.htm ). Daha sonra 57. Alay Şehitliği’ne gittik ve Galatasaray Lise’li şehitlerimizi anmak için, çelenk koyma işi bana ve en genç Galatasaraylıya düştü. İngilizlerin bize göre daha az kayıp vermelerine karşın Gelibolu’nun hemen her tarafında şehitlikleri mevcut. Bizim 57. Alay’ın şehitliğinin boyutu bile onların şehitliklerinden küçük. Sanki iki arada bir derede sıkıştırılmış gibi… (

 
Fransız, İngiliz Mezarları, 57. Alay Abidesi ile şehitler için çelenk bırakılması ve esas 57. Alay Şehitliği

Daha sonra Atatürk’ün askeri dehasının ortaya çıktığı Conk Bayırı’nı, siperleri ve Atatürk’e gelen bir kurşunun göğsündeki saate saplanmasının geçtiği tepeyi gördük. Ama bu tepede de -hiçbir şekilde Conk Bayırı kumanda merkezine sahip olmadıkları halde- bizden önce İngilizler anıtlarını dikmişler. Biz ise seneler sonra İngiliz’in anıtının yanına Atatürk’ün heykelin koyabilmişiz, keşke en azından koyduğumuz heykelin boyutu İngilizlerin anıtını aşabilseydi… Fotoğrafta göreceğiniz üzere  ne yazık ki Atatürk’ün heykeli İngilizlerinkinden bile daha küçük kalmış.

  
Conk Bayırındaki Atatürk Heykeli ile İngiliz Anıtı ve bozulmaya başlamış siperler

Gezi bitiminde son yemeğimizi Gelibolu’da İlhan restoranda yedik ve güzel bir sürpriz olarak da, Hasan Yarımdünya ve ekibi bizi şarkıları ile uğurladı. Belçika TV’sine de çıkan Hasan Yarımdünya’ nın fotoğrafta göbeğini gördüğünüz zaman soyadını tümüyle hak ettiğini anlayacaksınız. Benim aklıma takılan çakma Armani beyaz tişört, beyaz pantolon ve beyaz kemerinin altına siyah ayakkabı giymesi idi. Bunu uyumsuzluk olarak görürken, Galatasaraylılar Derneği başkanı Av. Tevfik Bilge’nin cevabı çok hoşuma gitti: “Abi, beyaz tişörtle beyaz pantolon arasında uyum sağlaması için, kemer beyaz, lakin ayakkabı, siyah klarnet ile uyum sağlaması için siyah!..”

 

Böylece tarihimizin eksik bildiğimiz bir sayfasının elimizden geldiğince düzeltilmiş olarak eğitici gezimiz sonlanmıştı ve öğleden sonra İstanbul’a doğru yola çıktık…

 

Dr. Ahmet GİRGİN
Haziran 2011

 

Galatasaray ve Çanakkale

 

Çanakkale Abidesi ve Galatasaray Lisesi
Çanakkale Abidesi’nin yapılması için anlaşma yapılan yapsatçının, işi yarıda bırakması üzerine, Milliyet Gazetesi para toplama kampanyası düzenledi. Kendisi de bir Kore Gazisi olan Galatasaray Lisei 1948 yılı mezunu (1100) Abdi İpekçi’nin Genel Yayın Yönetmeni olduğu Milliyet’in kampanyasına liseler de katıldı. Bu kampanyada en çok parayı Galatasaray Lisesi öğrencileri topladı.

Galatasaray Lisesi’nin Hastane Olması
Galatasaray Sultanisi, sayıları 10 binleri aşan Çanakkale gazilerine hizmet vermek için 1915 yılında geçici bir süre hastaneye çevrildi. Bu süre içinde aldıkları ağır yaralar yüzünden 40’ı aşkın Çanakkale gazisi Galatasaray Lisesi’nde öldü.

Galatasaray Lisesi öğrencisi Mehmet Muzaffer Çanakkale' de veya Bedeli Çanakkale' de tesviye olunacaktır....
Yetkin İşcen'in yazısını okumak için tıklayınız: http://girgin.org/ansiklopedi/gslimuzaffer.htm

 

Galatasaraylı Bir Şehitten Camiaya Vasiyet 
(764) Abdurrahman Robenson”un Cepheden Ali Sami Yen' e Yazdığı Mektup

8 Kanunisani 1330
Perşembe Sivas

(21 ocak 1915)

Huzura

Biraderim Sami (Ali Sami Yen) Bey,

Sizden ayrılırken çok müteessir oldum (hüzünlendim). İstanbul”da geçirdiğimiz saatleri taattür ettikçe (düşündükçe) pek muhterem ve iyi bir arkadaş olduğunuzu anladım. Siz gayyir (gayretli), çalışkan ve yorulmak bilmez bir tabiata maliksiniz. Bütün gençler size medyunu şükrandır (teşekkür borçludur). Bu muharebeye iştirak etmek arzusuna galebe çalamadığımdan (yenemediğimden) dolayı sizlerden ayrılmaya mecbur olmuş idim. Eğer sağ ve salim olarak avdet edersem (geri dönersem) pek bahtiyar olacağım. Eğer avdet edemezsem beni ve bizleri hatırlamak üzere bir gün tayin ediniz. O gün bizi tebcil ediniz (anınız). Bütün arkadaşlara selamlarımı tebliğ ediniz. Ve size pek samimi ihtiramlarımı (hürmetlerimi) takdim ederim.

Abdurrahman Robenson

 

Abdurrahman Robenson, Galatasaray Sultanisi 1906 dönemi mezunu (889) Ali Sami Yen”e Erzurum”dan 13 Şubat 1915”te yazdığı son mektubunda şöyle seslenmişti: “ Kulübün nişanını daima göğsümde taşıyorum. Muharebede de beraber bulunduracağım. Ölürsem nişan da göğsümde olacak ve onu mezarıma götüreceğim. Yaşasın Galatasaray.” Kafkasya Cephesinde savaşan Abdurrahman Robenson 11 Nisan 1915”te, Bayburt Menzil Hastanesi”nde tifüsten şehiden öldü.

 

Çanakkale Şehidi Hasnun Galib”in Cephe Mektupları
(Hasnun Galib Şehidimizin adı GS Spor Kulübünün olduğu sokağa verilmiştir)

“Kardeşler,

Maydos”ta Soğanlıdere”den harbin hatırası olmak üzere şu mektubumu Galatasaray Kulübü”nün bütün idmancı kardeşlerime ithaf ediyorum.

Harp hakkında şu kadar malumat verirsem hakikati anlarsınız. Askerlerimiz Allah”ın inayeti ile arslancasına har ediyor. Yakında sevgili torağımız düşmanın mülevves (pis) vücutlarından tathir olunacaktır (temizlenecektir). Emin olabilirsiniz.

Cümle arkadaşlara selam.

Galatasaraylı Hasnun

Adresim: 7nci Fırka Alay 19

Tab. 3 Bölük1 Birinci Takım

Kumandanı Mehmet Hasnun”

 

“Kardeşim Ali Sami,

Zığındere”den

25.3.1331

Geldim geleli size ayriyeten mektup yazamadığımdan son derece müteessirim. Fakat hal ve mevkiin icabatından olduğuna kanisiniz zanındayım.

İdman Alemi nasıl,devam ediyor mu? Hokey ligi ne oldu? Zafer inşallah bizim taraftadır.

Buradaki yaptığımız hakiki idmanda zafer daima bizde, orada da daim Galatasaray”da olmasını arzu ediyorum.

Burada tahtelbahirlerimiz (denizaltılarımız) “Majestic”, “Triumph” ve dün bir diretnot batırdıkları gibi orada da Hüseyin, Celal Topa, Rıza Bey, Muzaffer ve sair de hokeyde öylece kulüpleri mağlup etmeli. Gemiler gibi ortadan kaldırmalı demek istiyorum. Topçularımız gülleri nasıl savuruyorlarsa. Galatasaray”ın idmancıları da öylece futbolu, hokey topunu dost olan muvakkat (geçici) düşmana-savurmalı.

Geçen gün siperlerdeyiz, yanıma bir alman neferi geldi, biraz Fransızca biliyordu, epey konuştuktan sonra Haydarpaşa Vapuru”nda görmüş olduğunuz Alaattin Efendi Alman futbolcuya benden bahsetmeye başladı. Nihayet Galatasaray”ın Yavuz Alman bahriyelileriyle oynadığımız oyunu söyledi ve gollerin üçünü benim attığımı söyleyince, Alman mitralyöz neferi, -Midilli gemisinden-kızdı ve beni yukarıdan aşağı biz süzdü. “Bu mu?” dedi. Alattin “evet” deyince nefer bir şey bulamadı.

-          Biz gemideyiz, onlar burada, bakalım o (yani ben) benim kadar yüzebilir mi dedi.

Biz de hak verdik. Sonra da Beyoğlu”nda yaptıklarından bahsettik, iyi alay ettik.

Demek istediğim, nefer mağlubiyetlerini ve Galatasaray”ın galibiyetlerini ta avcı hattından duymuş.

İstanbul”dan gelen arkadaşlarından birinin ilk verdiği havadis bizim galibiyetimiz olmuş.

Mektubu götürecek olan adam çadırın kapısında bekliyor. Onun için hitam ediyorum (bitiriyorum).

İdmancıların ve Galatasaraylıların tümüne selam. Bizim Muzaffer’e ayrıca selam ederim – bensiz ne yapıyor- ona söyleyin mektup yazsın.

Baki uhuvvet (ölümsüz dostluk) kardeşim.

Hasnun Galib

Adresim: 7nci Fırka alay 21

Bölük 7 takım kumandanlarından

Mehmet Hasnun

Cevdet Bey’e, Bekir Bey’e, Reşat Bey’e arzı ihtiram ederim (hürmet ederim).

 

Çanakkale”de Şehit Düşen Galatasaraylılar 

119              Ahmet Refik             (18 Şubat 1915)

64                Yusuf Cemil             (25 Nisan 1915)

238              Hasnun Galib           (21 Haziran 1915)

666              Mehmet Nazmi         (5 Temmuz 1915)

Vecdi                                        (1915)

476              Mehmet Ali              (19 Temmuz 1915)

252              Aziz Ulvi                 (19 Şubat 1915)

670              Mehmet Nüzhet        (Ocak 1916)

519              Hüsamettin             (1915)

169              Hasan Tahsin           (22 Kasım 1915)

180              Cevdet                            (1915)

255              Edhem Mehmed        (4 Temmuz 1915)

43                Besim İbrahim (1916)

472              Ahmed Refik            (1916)

54                Agop Elmaysan        (1918)

 

 Tüm bilgilerin oluşmasında emeği geçen Melih Şabanoğlu ile Selçuk Kumbasar Kardeşlerime ve senelerdir bu anlamlı geziyi düzenleyen Galatasaraylılar Derneği'ne içten teşekkürlerimi sunarım.

Küçük resimlerin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

 

 

                                     

 

Dr. Ahmet Girgin'in Göz Hastalıkları Sitesi