[ Anasayfa ]
Yazilar Indeksi ] [ Gönül Öğretmenim ] Ölüler Kültü ] Osiris Gizemleri ] Türkçe’mizi  katledişimiz üzerine.. ] Kuran Tercüme Edilebilir mi? ] İslam Üzerine ] Sure İsimleri ] Recm ] Yasin Suresi ] Kurban ] Sayılar ] 3M ] Anzak Törenleri ] Gelibolu Gezisi ] Arabalara göre Şoför Karakterleri ] Kadın Mantığı ] İnternet Tehlikelerinden.. ] Femme Fatale ] Pırlanta... ] 2 şarkının anımsattıkları... ] Sevenin gözü kör mü oluyor acep? ] Var mısın ? ] Bir şehiriçi Otobüs Yolculuğu ] Kültürlü Olmak... ] Kültürlü Olmak: Santral İstanbul ] Pierre Loti Üzerine ] Bizantion' dan İstanbul' a ] İstanbul 1910-2010 ] Kültürlü Olmak... ] Rehberlik Anıları 1 ] Rehberlik Anıları 2 ] Rehberlik Anıları 3 ] Rehberlik Anıları 4 ] Rehberlik Anıları 5 ] Doktor Anıları 1 ] Pazarcılar ] Eşitlik ] Su Ateş Toprak ] Sütunlar ] Hygia ] Dünyanın Yeni 7 Harikası ] Ayasofya ] Süleymaniye ] SultanAhmet ] Saraylar ] GS Lisesinden de Karaktersizler çıkar ]

 

 

 sdmenu.gif (328 bytes)  Hayatımdan Kesitler 1

 

  

Beni "ben" yapan Sevgili İlkokul Öğretmenim Gönül Özdil anısına

Yıllar sonra sevgili arkadaşım Leon Adoni, Bakırköy Taş Mektep' teki  öğretmenimiz Gönül Özdil ile okuyan arkadaşların toplanması için ön ayak olunca bir ilkokul öğretmeninin, öğrencisinin hayatında ne kadar önemli olabileceğini belirtmek için, bazı anılarımı sizinle paylaşmak istiyorum.

İlkokulda portakal gibi sarışın, anne babamın sözünden çıkmayan inatçı bir öğrenci idim. Örnek vermem gerekir ise; annem bana -yazarken sağ kolumun rahat olması için- sıranın mutlaka sağında oturmamı önermişti ve bu sözü beynime o kadar kazınmıştı ki, öğretmenimiz Gönül Hanım, beni bir türlü sıranın sağından soluna geçirememişti. Çaresiz kalınca da annemden yardım istemiş, annem ilkokula gelmiş ve bana yer değiştirebileceğimi söyleyince, ancak ikna olmuş ve sol tarafa geçmiştim.

 

Taş Mektebin yanmadan önceki hali ve okulumuzda bizden evvel 1900' lerde okumuş talebeler
(Turgay Tuna'nın "Hebdomon'dan Bakırköy'e" adlı kitabından alınmıştır)

1,2,3,4 derken 5. sınıfa geldik. O zamanlar orta veya liseye hazırlık kursları yoktu. Ama bizim ulvi düşünceli öğretmenimiz, sınıfın en çalışkanlarından 4-5 kişiye evinde aylar boyu –hiçbir ücret almadan- kurs verdi. Şimdilerde böyle fedakar bir öğretmen var mıdır? Bilemiyorum, etrafımdan duymadım. O zamanlar kurs kitapları da yoktu, test kitapları da yoktu, tek çalıştığımız sarı saman teksir kâğıdına basılmış kapkalın kitap ile fotokopi arası bir derleme idi. Öğretmenimiz Gönül Hanım bizi canla başla çalıştırdı. Sınava müracaat zamanı gelince de:

"Senin kolej imtihanlarına girmeni istiyorum" dedi. Ben de bu önerisini babama ilettim. Rahmetli Babam THY’de teknisyendi ve maaşı ancak kıt kanaat ailesini geçindirebiliyordu. Önerimi duyunca durdu, içtiği Maltepe sigarasından birkaç derin nefes aldı ve sigarasının filtresini de dişlerinin arasında ezmeye başladı: bu, babamın karar vermekte zorlandığı zaman, düşüncesini sigaradan çıkartmasının belirtisi idi. Birkaç sigara daha içtikten sonra bana döndü:

“Bizim seni kolejde okutacak paramız yok ne yazık ki” dedi.

Bana da bu cevabı Gönül öğretmenime iletmek düşüyordu. O' na söylediğim zaman, İstanbul Hanımefendisinin asaleti ile, şu cevabı aldım:

“Yavrum, senin kolej paranı ben ödeyeceğim.”

Şimdi işler daha da karışmaya, kızışmaya başlamıştı. Acaba günümüzde hem ücretsiz ders veren, hem de güvendiği talebesinin kolej öğretim ücretini üstlenen öğretmen var mıdır? Kırk senedir ben başka bir örnek göremedim. Bana gene zor görev düşmüş ve öğretmenimin cevabını babama iletmiştim.  Rahmetli, yine Maltepe sigarasını yaktı, filtresini ısırmaya başladı. Üzüldüğünü anlamıştım. Çünkü bir Anadolu erkeği, yavrusunu başkasından destek görerek okutmak istemezdi. Rahmetli babam o gün bana cevap vermedi. Ama ertesi gün kursa giderken, şu cevabı iletmemi söyledi:

“Oğlum, senin, öğretmenini zora sokarak okumanı istemem, ama öğretmenin imtihanı kazanacağını düşünüyorsa, o zaman seni devlet parasız yatılı sınavına sokarım, kazanırsan devlet seni okutur. Kazanamazsan canın sağ olsun”

Bu öneriyi Gönül öğretmenim de benimsedi ve beni devlet parasız yatılı sınavına kaydettirdiler. İmtihana da yanılmıyorsam şimdi Cağaloğlu Lisesi olan, o zamanın Cağaloğlu Kız Lisesi' nde girdim. Sınavda bana 3 kişi eşlik etti: canım annem, rahmetli babam ve canım öğretmenim...

İmtihan sonuçları açıklandığında, öğretmenim haklı çıkmıştı: o sene devlet parasız yatılı sınavına yurdun dört bir yanından gelen 90.000 öğrenci arasında Türkiye 2. si olmuştum.

İmtihanda 1. gelen, İngilizce öğrenim yapan Kadıköy Maarif Koleji' ne, 2. gelenler Galatasaray Lisesi' ne, 3. ler ise Almanca öğretim yapan İstanbul Erkek Lisesi’ ne yerleştirilecekti.

İmtihanı kazanmıştım, ama benim gözüm İstanbul Erkek Lisesi’ nde idi. Neden mi?

Babamın Necmi isminde İstanbul Erkek Lisesi’nde okuyan bir kuzeni vardı. Okulun basketbol takımında oynadığı için popülaritesi yüksekti. O yaz Necmi ağabey ailesi ile tatile gitmiş ve bir Alman aile ile tanışmıştı. Alman aile de memleketlerine dönerken, ya Necmi abiyi çok sevdiklerinden veya araba ile dönüşte fazlalık yapmasın diye, tatilde kullandıkları çadır ile bir bisikleti Necmi abiye hediye etmişlerdi; o zamanlar bisiklet herkesin alabileceği, hatta hayal bile edeceği bir şey değildi. Necmi Abimin bisiklet ve çadırını görünce, ben de hayalimde İstanbul Erkek Lisesi' ne girmeyi, Almanca öğrenmeyi, sonra bir Alman ailesine rastlayıp bir bisiklet sahibi olabileceğimi düşlemiştim. Çocukluk işte…

Bu düşüncemi babama açınca: “Bir sorayım” dedi ve İstanbul Erkek Lisesi’ ne gitti. Dönüşte:

“İstanbul Erkek Lisesi senin kazandığın derecenin altında olduğu için, istersen oraya kaydını yaptırabilirmişiz. Fakat senin yerinde olsam, kaderinin çizgisini değiştirmezdim” dedi.

Baba nasihati aklıma yattı ve Galatasaray Lisesi’ nde kaldım. İyi ki de kalmışım: Almanların düz mantığından uzak, daha sosyal düşünen Fransız kültürü ile tanışma fırsatım oldu. Ama bundan önemlisi, Galatasaray ailesinin bir ferdi oldum ve bundan çok gurur duyuyorum. Aramızda çürük elmalar yok mu? Var tabi… Ama diğer topluluklara göre, bu çürükler, çok az ve biz onları aramızda eritiyoruz zaten...

Bu arada açıklamalarımdan anlayacağınız üzere: Galatasaray Lisesi bir kolej değildir. Şimdilerde Anadolu Lisesi diye anılan grubun içinde yer alır. Anadolu’ nun her tarafından gelen zeki/akıllı çocukları bağrına basar. Tek farkı yüksek puanla girilebilen bir okuldur; keşke herkese nasip olsa veya keşke diğer liselerimizde Galatasaray seviyesinde eğitim verebilse...

Okuldaki ilk gecemde, yatakhaneye çıkıp da çantamı yatağın üzerine attığım zaman şunu düşündüm:

“Ben burada hayatımın 8 senesini mi geçireceğim?"

Sekiz sene geçti, üzerinden otuz küsur sene daha geçti. Okulu bitirdiğimiz zaman lisemizin değerini tam anlayamamıştık. Ama giderek insan, kendisini olgunlaştıran ve hayat görüşünü belirleyen müessesenin kıymetini daha iyi anlıyor.

İyi ki 8 sene okumuşum, iyi ki de 8 sene yatılı okumuşum: böylece kendi ayaklarımızın üzerinde durmayı öğrendik, böylece cebimizdeki 25 kuruşu, annemizin gönderdiği tek elmayı kader arkadaşlarımızla paylaşmayı öğrendik. Bu son iki olay ne yazık ki, yurdum insanında çok eksik kalan konulardan en önemleri…
 

Seneler geçti…

Gönül öğretmenim emekli olmuştu, onu ziyarete gittim. Yanılmıyorsam, Erenköy’de oturuyordu ve ben ilk defa Bakırköy’den Kadıköy yakasına geçiyordum. O zamanlar Bağdat Caddesi bana ne kadar geniş ve uzun görünmüştü. Şimdilerde ise araç trafiğinde bunalmış küçücük bir sokak gibi geliyor….

Gönül öğretmenim pankreas tümörüne yakalanmıştı ve ben Cerrahpaşa’ da asistandım. Elimden gelen yardımı yapmak istedim, çünkü –Allah korusun- yakınları bu hastalığa yakalananlar bilirler: karın boşluğunda su toplanması yapar. Vücudunuzu gerer, hem tümörün, hem de karın boşluğundaki suyun basısını hissedersiniz. Hele son dönemleri, çok ağrılı olur. O nezih öğretmen, benim yardım talebime şöyle cevap vermişti:

“ Yavrum, hastanedeki meslektaşların ellerinden geleni yapıyorlar: karnımda su toplandığı zaman gidiyorum, birazcık acıyor ama, suyu boşaltıyorlar. O kadar önemli bir şey değil. Ama yine de teşekkür ederim”.

Gönül öğretmenimin cevabındaki hem vakur duruştan, hem cesaretinden, hem asaletinden etkilenmiştim. Gözlerim yaşlarla doldu, arkamı döndüm, balkondan ilerideki ağaçlara baka kaldım…

Birkaç ay sonra da Allah O’nu aramızdan aldı. Eminim mekânı cennettir.

 

Rahat uyu…

Ellerinden öperim öğretmenim…

 

Dr. Ahmet GİRGİN

Mayıs 2011

    

Küçük resimlerin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.
                                     

 

Dr. Ahmet Girgin'in Göz Hastalıkları Sitesi