[ Anasayfa ]

 

 

Hayatımdan kesitler 2

 
 

Seneler önce Ahmet hem okuyup, hem rehberlik yaparken Hilton Oteli’nden bir teleks alır. (Şimdilerde mail kullanıyoruz, daha öncesinde faks vardı; ama o da ömrünü yavaş yavaş dolduruyor. Peki, teleks nedir bilir misiniz? Gençlerin pek bildiğini zannetmediğimden bu açıklamayı yapmak ihtiyacını hissettim: Herhangi bir yazıyı mors alfabesi gibi ince bir şeride dökersiniz, sonra bu şeridi makineye takıp, karşıya gönderirsiniz: eğer karşı tarafta da teleks makinesi var ise, yazdığınız yazı olarak ellerine geçer: şimdinin telgrafı gibi bir şeydi.. Hoş telgraf da pek fazla kullanılmaz oldu ya… )

Fransa’dan gelen bir doktorlar grubu için rehber isteği gelmiş, Hilton Oteli de bunu telgrafa çevirip bana göndermiş. (Sanki zaman tünelindeyiz….) Ben de Hilton’ a gidip, grup başkanı J.C ile konuştum ve grubu gezdirmeyi kabul ettim. J.C. o zamanlar ilaç mümessili idi. Yarı sentetik penisilin yeni çıkmıştı; bu yeni ürünü tanımak için kalabalık bir doktor grubunu Türkiye’ye davet etmişlerdi ve Anadolu seyahatimiz çok güzel geçmişti.. )

Seneler geçti J.C tekrar beni buldu. Bu sefer ilaç mümessilliğini bırakmış, silikondan meme protezleri üretiyordu. Ben de herkesi kendimi temiz ve dürüst bildiğimden, o protezleri Türkiye’de pazarlamayı kabul ettim. O zamanların Galatasaray Liseli en büyük estetik cerrahlarından A.O. ya gittim. Cerrah ağabeyim de benim gibi herkesi dürüst zannettiğinden tüm protezleri bir seferde aldı. Fakat 6 ay sonra beni yanına çağırdı. Güzellik uğruna bıçak altına yatan hanımların göğüslerine takılan protezlerin çoğu sönmüştü! Ama bana Galatasaraylı Ağabeyliliğini göstererek hiçbir sitemde bulunmadı. Olayı J.C ye sorduğum zaman ise “Arada olur böyle bazı vakalar” cevabını aldım: bazı vakalar dediği hastaların % 60’ı idi!

Yine seneler geçti, J.C beni tekrar buldu. Yine aynı teklifi yaptı. Bu sefer biraz akıllanmış olduğumdan “Sen dürüst biri değilsin; ben senin distribütörlüğünü üstlenmem” dedim. Bunun üzerine J.C “Bu sefer 120 kişiden oluşan bir ekip ile dünyanın en modern üretim merkezini kurdum” dedi.  İnanmadım.. Beni Fransa’ya davet etti. Gittim. Hakikaten ultra modern bir üretim merkezi kurmuştu ve içerisinde çok ileri teknoloji ile çalışan Ar-Ge bölümü de bulunuyordu. Bunun üzerine tekrar Türkiye’de dağıtım yapmayı kabul ettim. Allah’a şükür iyi para da kazandım ve doktor kazancı ile okutamayacağım küçük oğlumu, Fransa’ da bu şirketten kazandığım para ile okutabildim.

Bu durumda tanıtım ve dağıtım için eleman çalıştırmamız gerekir. Türkiye’de bir eleman çalıştırmak ne kadar zordur bilir misiniz? İşe girmek için çoğu yalan söyler, girdikten sonra da kaytarmak için de ellerinden geleni yaparlar. Halbuki ben ilk girişte “Bu iş için ne kadar para istiyorsunuz” diye sorarım ve maaşını hiçbir şekilde eksiltmeden kabul eder, buna karşılık “Sizin ücretinizi kabul ettim: demek ki ben personel sırtından para kazanan bir patron değilim, ama buna karşılık özveri ile çalışmanızı isterim.” derim. Halbuki yine de gördüm ki işe girenlerin % 90’ı şark kurnazlığı ile işi kaytarırlar. Hatta bunların içinden işinizi almak için sinsice çalışan “dahili hainler” bile çıkar...

Reprezantan N. işe girdikten birkaç gün sonra yani deneme süresinde otobüsten inerken küçük bir kaza geçirir, sigortalı olmadığı için patronu aptal Ahmet onu hastaneye yatırır, tüm tedavi masraflarını üstlenir ve ayrıca bir maaş kadar da harçlık verir. Halbuki daha sonra diğer çalışanlardan öğrenir ki; reprezantan N. sigortalı olmadığını öne sürerek patronuna mahkeme açmak istemiş, diğer elemanlar haksız olduğunu belirtince  mahkemeyi açmaktan lütfen vazgeçmiştir… Daha sonra N. işten ayrılır, yanına başka bir para babası bulur, Fransa’ya gider, J.C ile konuşur ve Türkiye distribütörlüğünü de eski patronu Ahmet’in elinden alır ve utanmadan şirketin ismini de Latince “Namuslu” koyar! Her insan kendinde olmayana özenirmiş ya…

Patron Ahmet üzülür.

bullet Acaba ticareti iyi mi yapamıyorum?
bullet Hiç kimseye kötü niyet beslemediğim, kazık atmadığım halde ithalat işimi niye başkası (ç)aldı?
bullet Neden Türk milleti ekmek yediği kuruma karşı nankördür?
bullet Niçin içimizden bu kadar çok yalancı ve aç gözlü çıkmaktadır?

diye düşünür. O zamanlar Ahmet, bu gelişmeleri "kötü (şer)" bir olay olarak algılar. Halbuki bu olay da Allah’ın bir lutfudur.  

Aradan 2 sene geçer, J.C.’ un o güzelim tesislerde yaptığı protezlerde son zamanlarda insan sağlığına zararlılığı tesbit edilmemiş, fakat tartışılan madde kullandığı saptanır ve Fransız devleti tarafından tesis kapatılır. Bunun üzerine N.’ nin şirketinde, yüklü bir mal stoğu elinde kalır, şirketin web sitesini kapatır, telefonlara çık(a)maz olur: kısaca her şeyi kaybeder. Hatta doktorlar ve hastalarla karşı karşıya gelerek bir hukuk savaşının içine düşer...

Halbuki Ahmet dağıtıma devam etseydi tüm bu tatsız olaylar onun başına kalacaktı...  



Tanrı İle Sohbet:

bullet “Her şerde bir hayır vardır”:

Allah Ahmet’e: “Çocuğunu okutmak için yeterince destek oldum, bundan sonra şirket senin elinde kalsaydı, bu tatsız duruma sen düşecektin. Onun için bu gelişmeler oldu” mesajını vermiştir.

bullet “Bir insan 7’sinde ne ise, 70’inde de odur”.

Bu örnek hem J.C. , hem de N. için, hatta tüm kader insanları için de geçerlidir.

 

Dr. Ahmet Girgin
Nisan 2010

 

                                     

 

Dr. Ahmet Girgin'in Göz Hastalıkları Sitesi