[ Anasayfa ]
Yazilar Indeksi ] Gönül Öğretmenim ] Ölüler Kültü ] Osiris Gizemleri ] Türkçe’mizi  katledişimiz üzerine.. ] Kuran Tercüme Edilebilir mi? ] İslam Üzerine ] Sure İsimleri ] Recm ] Yasin Suresi ] Kurban ] Sayılar ] 3M ] Anzak Törenleri ] Gelibolu Gezisi ] Arabalara göre Şoför Karakterleri ] Kadın Mantığı ] İnternet Tehlikelerinden.. ] Femme Fatale ] [ Pırlanta... ] 2 şarkının anımsattıkları... ] Sevenin gözü kör mü oluyor acep? ] Var mısın ? ] Bir şehiriçi Otobüs Yolculuğu ] Kültürlü Olmak... ] Kültürlü Olmak: Santral İstanbul ] Pierre Loti Üzerine ] Bizantion' dan İstanbul' a ] İstanbul 1910-2010 ] Kültürlü Olmak... ] Rehberlik Anıları 1 ] Rehberlik Anıları 2 ] Rehberlik Anıları 3 ] Rehberlik Anıları 4 ] Rehberlik Anıları 5 ] Doktor Anıları 1 ] Pazarcılar ] Eşitlik ] Su Ateş Toprak ] Sütunlar ] Hygia ] Dünyanın Yeni 7 Harikası ] Ayasofya ] Süleymaniye ] SultanAhmet ] Saraylar ] GS Lisesinden de Karaktersizler çıkar ]

 

 

sdmenu.gif (328 bytes) Çek bir pırlanta, bi bucuk (kırat)) olsun!

 

Bu kadar da olmaz ki..

Yazıma bir fıkra ile başlamak istiyorum.

Küçük Ali sabah okula geldiğinde öğretmeni yanağında bir tokat izi görür ve sorar:

-Ne oldu yavrum sana?

-Evde hepimiz yattıktan sonra dün gece ben daha uyumamıştım. Annem babama: “Git bak bakalım çocuklar uyumuş mu?” diye sorduğunu duydum. Sonra babam yanımıza geldi, bize “Uyudunuz mu?” diye sordu. Kardeşlerim herhalde uyumuştu ki ses çıkarmadılar ben “Daha uyumadım” daha deyince babam bana bir şaplak attı.  

Öğretmen durumu anlamıştır. Ali’ye der ki:

-Yavrum bir daha böyle bir şey olursa sakın “uyumadım” diye kafanı kaldırma ve babana bir şey söyleme.

-Peki der Ali evine gider.

Ertesi gün geldiğinde öbür yanağında daha büyük bir kızarıklık vardır. Öğretmeni sorar:

-Oğlum ne oldu? Ben sana uyumadığını söyleme dememiş miydim?

-Vallahi söylemedim öğretmenim. Babam “Uyudunuz mu?” deyince hiç sesimi çıkarmadım. Bunun üzerine babam anneme “Hadi yatak odasına geçelim” dedi. Annem de “Geçelim ama, bana ne alacaksın?” diye sordu babama. Babam da ona: “Sana fistan alacağım, sana kolye alacağım” derken bende dayanamadım “Ben de bisiklet istiyorum!” dedim.

-Oğlum bir dahaki sefere hiç ses çıkarma. Diye tembihler öğretmeni tekrar.

Ertesi gün Ali okula gelir bu seferde gözü morarmıştır. Öğretmeni:

-Yavrum ne oldu gene?

-Vallahi öğretmenim “Uyudunuz mu?” diye sordu babam ses çıkarmadım, annem “Bana ne alıcan?” diye sordu ses çıkarmadım, biraz sonra annem bağırarak “Ben geliyorum!” dedi arkasından da babam “Ben de geliyorum!” deyince bende “Beni evde yalnız bırakmayın! Ben de geliyorum.” deyince babam gene tokat attı.

Herhalde fıkra hoşunuza gitti. Benim de hoşuma gitti, gitti ama, aması var…

İsterseniz satır aralarına bir bakalım ve kadının kocası ile birlikte olmak için ne söylediğine göz atalım:

Babam anneme “Hadi yatak odasına geçelim” dedi. Annem de “Geçelim ama, bana ne alacaksın?” diye sordu babama.

Düşünebiliyor musunuz karı koca arasında olması gereken normal bir cinsel ilişki için bile kadın, kocasından bir şey istemeyi kendine hak sayıyor. İnsan “hastalıkta ve sağlıkta” beraber olmayı kabul ettiği birinden böle bir şey isteyebilir mi?

İstememesi gerekir.

Fakat toplumumuzda çalışmayan, üretmeyen kadın ekonomik olarak kocasına bağımlı olunca, ancak erkeğin cinsel dürtüsünü öne sürerek ondan bir şey koparmayı “doğal” sayıyor.

Aslında bu kabul edilemez bir durum ama, hadi ekonomik özgürlüğü olmayan kadın için hadi kabul edilebilir sayalım. Peki çalışan kadın başka türlü mü hareket ediyor? Ne yazık ki hayır. Kendi kazancı olduğu halde kocasının “parasından” kendine bir takı almayı veya bir yere gidip eğlenmeyi “domuzdan ne koparırsam kardır” mantığı ile kendi hakkı sayıyor. Biraz daha ileri gidelim isterseniz ve Haber Türk’ te 1 Ağustos 2010 tarihinde çıkan bir yazının bir bölüme göz atalım:

Uzman psikolog Zehra Erol, tedavi ettiği erkeklerin geçirdiği dönemi şöyle özetliyor:
“Aldatan erkekte davranış değişiklikleri oluyor, ama kadınlar bunu görmezden gelebiliyor. Ta ki eşini yakalayana kadar. O zaman kadının talepleri artıyor, evdeki sorumlukları erkeğin üzerine yıkıyor. Baskı gören erkek ciddi kaygı yaşamaya başlıyor. Kaygının bedensel tepkileri titreme, terleme, nefeste düzensizlik şeklinde ortaya çıkıyor..… Terapi, yeniden sağlıklı ilişkiler kurmalarını sağlıyor…”

Şimdi durum daha da vahimleşti: Gördüğünüz üzere evli veya beraber yaşayan kadın kocasının kendisini aldatmasına göz yumuyor…. Halbuki, “Onur”lu bir kadının bu durumda ne yapması gerekir?

bullet

Ya eşini terk etmesi, veya

bullet

evliliğin veya birlikteliğin sonuna kadar susması gerekir.

Peki bizim değerli Türk kadınımız ne yapıyor?

Kocasının veya sevgilisinin aldatmasını bekliyor, cep telefonunu karıştırıyor, ondan sonra “Sen beni aldattın!” diyerek başka tavizler koparmak için harekete geçiyor. Bu tavizler ne olabilir?

bullet

Tek taş pırlanta olabilir

bullet

Araba olabilir

bullet

İşvesi ( terbiyem daha açık yazmama izin vermiyor) yeterse ev olabilir..

bullet

Kredi kartı ile bol miktarda harcama yapıp, ödemesini istemek olabilir.

Bu listeyi uzatmak mümkün, lakin gereği yok….

Bu düşüncedeki hanımlara bir önerim var: 

Madem siz de çalışıyorsunuz, mutlaka sizin de zengin bir patronunuz vardır. Neden o banker gibi zengin veya atölye/fabrika sahibi veya seyahat acentesi sahibi patronunuzla bir seyahate çıkıp, tek değil çok taşlı yüzüklerinizi onlara aldırtmıyorsunuz?

Bu durumda patronun göbekli olması, hastalık hastası olması, ellerinde geçmişin nasırlarının bulunması önemli değildir. Sizler için önemli olan maddiyat değil mi? İşte size .ok gibi para sahibi bi kodaman: Sövüşleyin sövüşleyebildiğiniz kadar…

Zaten yeni deyimi ile yönetici asistanı -eski deyimi ile bildiğimiz sekreter- Fransızca ve İngilizce “secret=gizli” kelimesinden gelir. Siz madem patronunuzun gizli gizli yaptıklarını saklıyor, kimseyle paylaşmıyorsunuz, beraber yaptıklarınızı saklamaktan da daha doğal ne olabilir? ))

Yabancı Hatunlarla birlikteliklerim oldu. Emin olun, hiçbiri ile benzer olaylar yaşamadım, ne de yabancılarla beraber olan arkadaşlarımdan benzer konular işittim. Tabii Avrupalı hatunların arasında da egoistler vardır, lakin bizim ve doğu ülkelerindekilerle oranlarsak, basit ve anlamsız kalırlar gariplerim..

Eminim bu yazımda hanımlara çok ağır konuştuğumu düşünüyorsunuz. Haklısınız da! Yazıyı yazan sekreterim Sevil hanımın da söylediğine göre Türk erkekleri de hakikaten kadın ruhundan anlamıyorlar. Hediye vermek nedir bilmiyorlar, ama bütün bunlar beraber olduğunuz kadın tarafından sövüşlenmeyi haklı kılar mı?

Neyse sözümü gene biraz yumuşatarak bitireyim:

“İstisnalar kaideyi bozmaz….”

 

Dr. Ahmet GİRGİN
Ağustos 2010

 

Not:
Keçiboynuzu
çekirdeklerin her biri 0,2 gram gelir. Bu çekirdeklerin -ebatları ne olursa olsun- her biri aynı ağırlıktadır: 0,2 gram.

0.2 gram ağırlık neden bu kadar mühim diye soracak olursanız, cevabı eski çağlara kadar dayanır. Çünkü Antik çağlarda altın ve kıymetli taşları hassas olarak tartabilmek için keçiboynuzunun çekirdekleri kullanılmıştır.

Günümüzde de 0,2 gramın karşılığı 1 Karat olarak kullanılmaktadır. Kıymetli taş veya metal satanların kullandıkları  Karat ölçeği buradan gelmektedir.

Karat kelimesi keçiboynuzunun (harnup) latince adı olan “Ceratonia” dan türetilmiştir. Beş tane keçiboynuzu çekirdeği 1 gram ağırlığındadır.

Komplo teorisi: Kısacası kırat ve keçiboynuzu "boynuzlama" ile özdeşlemiş 2 kelimedir...))
 

 

Sevgili Ahmet bey,
Atasözlerine giren kadın yaklaşımına değinmişsiniz. O halde bir vecize de benden.
Annem sık sık kullanırdı rahmetli babam için.
'Erkeğe, sırtını kaşıyacak kadar tırnak bırakmayın.'
İşte yüklü kredi kartları, bol hediye isteklerinin nedeni bu.
"Adamın parası kalmazsa, beni aldatacak parası da olmaz"
Selamlar

Erdal Skymen
4.9.2010

 

                                     

 

Dr. Ahmet Girgin'in Göz Hastalıkları Sitesi